(6762 S. K. m. 35/3)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Kuşadası Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 29.04.2003 tarih ve 2002/270-2003/414 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 14.09.2004 günde davalı avukatı Bahadır P. gelip, davacı avukatı tebligata rağmen gelmediğinden, temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatı dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi Ayşe Altun tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, davalı şirketin Kuşadası'nda şube açarak ticari faaliyet göstermeye başladığını, kendi başına ticari muamele yapan davalı mağazasının şube olup, yasa gereği tescilinin zorunlu olduğunu, davalının ise tescilden kaçındığını ileri sürerek, davalının Kuşadası şubesinin re'sen tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, müvekkiline ait Kuşadası satış mağazasının şube niteliğinde bir ticari faaliyeti bulunmadığı gibi buranın müstakil bir ticari işletme de olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, dava konusu mağazanın bütün işlemlerinin merkez tarafından yapıldığı, ayrı bir yönetime sahip olmadığı, kendi başına tasarruf yetkisinin ve müstakil sermayesinin, ayrı muhasebesinin bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Dava, TTK.nun 35/3 ncü maddesi uyarınca davalı tarafa ait ticari işletmenin şube olarak tescili istemine ilişkindir.
Dairemiz'in, süreklilik kazanmış olan ve 05.02.2001 gün ve 2000/9963 Esas, 2001/865 Karar, 13.12.2002 gün ve 2002/6330-11568 sayılı kararlarında da belirtildiği üzere, 5590 sayılı Kanun'un 9 ncu maddesinde öngörülen kriterlerin, özellikle müşteriye icapta bulunduğunun ve bu icap üzerine müşterinin de kabulü ile ticari ilişkinin kurulduğunun kanıtlanması halinde mağazanın, şube olarak tescil edilmesi gerekmektedir. Davalı şirkete ait mağazanın da müşteriye icapta bulunduğu ve bu icap üzerine müşterinin de kabulü ile ticari ilişki kurduğu, mağazanın kendi başına ticari muamele yaptığı kanıtlanmış bulunmaktadır.
Kaldı ki, günümüzdeki elektronik iletişim olanaklarının gelişmesi nedeniyle, ticari işletmeye ilişkin muhasebe işlemlerinin şubeler de dahil olmak üzere bir merkezde bilgisayar ortamında tutulabilmesi imkanlarının bulunması karşısında, şubeler açısından ticari işletme niteliğinin belirlenmesi noktasında muhasebe işlemlerin şubede veya merkezde tutulmasının artık ayırıcı bir kriter olarak belirlenmesi ve uygulanması doğru olamaz.
Açıklanan durum karşısında, dava konusu ticari işletmenin şube niteliğinde olduğunun kabulü gerekir.
Mahkemece, TTK.nun dava konusu ticari işletmenin şube olarak tescil ettirilmesi için TTK.nun 35/1 nci maddesi hükmü uyarınca davalı tarafa bir davette bulunup bulunmadığının araştırılması ve usulünce davette bulunulması halinde davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın reddedilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, davacı vekili duruşmaya gelmediğinden duruşma vekillik ücretinin takdirine yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 14.09.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy