(2709 S. K. m. 141) (1086 S. K. m. 382)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Kadıköy Asliye 2.Ticaret Mahkemesi'nce verilen 4.7.2003 tarih ve 2001/627-2003/656 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi M.Pınar Şengel tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkili şirkete sigortalı emtianın davalı tarafından taşınması sonucu hasarlandığını, belirlenen hasar bedelinin sigortalıya ödendiğini ileri sürerek, 1.080.000.000 TL sının faiziyle birlikte davalıdan rücuan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkili şirketin hasarın oluşmasında kusuru bulunmadığı, bu hususta müvekkiline herhangi bir bildirimde bulunulmadığını, talep edilen tazminat miktarı ve reeskont faizi oranını haksız olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenin bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, varma yerine intikal eden bir kısım malların hasarlı olduğunun tespit edildiği, bu husustaki tutanağın sürücünün katılımı ile düzenlendiğinden taşıyıcıyı bağlayıcı nitelik taşıdığı gerekçesi ile davanın kabulü ile 1.080.000.000 TL sının reeskont faiziyle tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, karayolu ile yapılan taşıma sırasında meydana gelen hasara ait bedelin rücuan tahsili istemine ilişkindir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası yargılamanın açıklığı ilkesini kabul etmiştir. HUMK.nun 382 ve devamı maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca hükme bağlanmıştır. Yargılamanın açık bir şekilde yapılması ve tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi ilke olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle, hükmün açık, anlaşılır, şüpheye yer vermeyecek şekilde infazı kabil kurulması ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın kısa karar uygun olması gerekmektedir. Aksi halde, yargılamanın açıklığı ilkesi dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş ve mahkeme kararlarına güven sarsılmış olacaktır. Hatta, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 10.4.1992 gün ve 1991/7 esas 1992/4 sayılı kararında da kısa karar ile gerekçeli kararın çelişik bulunmasının bozma nedeni sayılacağı içtihat edilmiştir.
Somut olayda mahkemece kısa kararda, faiz başlangıcı hariç davanın kabulü ile, davalının davacıya 1.080.000.000 lira rücuan sigorta ödencesi ödemesine, bu miktara 14.08.2000 tarihinden itibaren direnim faizi yürütülmesine, direnim faizine 3.11.2000 tarihinden başlayarak hükmedilmesine ilişkin istemin reddine karar verilmesine rağmen, gerekçeli kararda davanın kabulü ile davalının davacıya 1.080.000.000 TL rücuan sigorta ödencesi ödemesine ve bu miktara 3.11.2000 tarihinden başlayarak direnim faizi yürütülmesine hükmedildiği gibi;hüküm fıkrasının 1/d maddesinde de direnim faizine 3.11.2000 tarihinden başlayarak hükmedilmesine ilişkin istemin reddine şeklinde karar verilerek hem kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişkiye yol açılmış, hem de gerekçeli kararın kendi içinde çelişkili olmasına neden olunmuştur. Buna göre, mahkemece kısa karar gerekçeli karar çelişkisi ile gerekçeli kararın kendi içinde de çelişkili oluşturulması doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda ( 1 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA, ( 2 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 23.9.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy