(6762 S. K. m. 1301) (CMR m. 22)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Ankara Asliye 7.Ticaret Mahkemesi'nce verilen 31.10.2002 tarih ve 2000/910 - 2002/576 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Berkant Şengel tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkili nezdinde nakliyat sigorta poliçesiyle sigortalı PVC kapı emtiasının davalı tarafından taşındığı sırada hasarlandığını, sigorta ettirene tazminatın ödendiğini, rücu koşullarının oluştuğunu iddia ederek, 2.287.580.000.-TL. nın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, zararın, ambalaj yetersizliğinden kaynaklandığını, CMR hükümlerine göre taşıyıcının sorumluluğunun bulunmadığını bildirerek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacı sigorta şirketi ile sigorta ettiren şirketin gerçekleşen hasarı, CMR anlaşmasının 22 nci maddesinde gösterilen şekilde resmi ekspertiz firmasına tespit ettirmedikleri, sözleşme şartlarına uymadıkları, davalının tazmin yükümlülüğünün doğmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, nakliyat sigorta poliçesine dayalı rucüen tazminat istemine ilişkindir.
Dava, TTK. nun 1301 nci maddesinde düzenlenen yasal halefiyet hakkına dayanmaktadır. Sigortacının halefiyet hakkının varlığı için, bir sigorta sözleşmesinin bulunması, sigortacının bu sözleşmeye dayanarak sigorta ettirene bir ödeme yapmış olması ve sigorta ettirenin kendisine zarar verene karşı dava hakkının mevcut olması koşullarının bir arada bulunması gerekir. Halefiyete dayalı rücu davası, esas itibariyle sigorta ettirenin kendisine zarar verene karşı açacağı tazminat davasının, onun halefi sıfatıyla sigortacı tarafından açılmasıdır.
Somut olayda, davacı ile dava dışı sigorta ettiren arasında nakliyat sigorta sözleşmesi olduğu, bu sözleşme kapsamında sigorta ettirene ait PVC kapı emtiasının taşımasının sigorta örtüsüne alındığı, sigortalı malın Türkiye'den Almanya'ya davalının alt taşıyıcısı tarafından nakledildiği, taşıma sırasında malların hasarlandığı, bu durumun alt taşıyıcı şoförünün imzalı beyanı ve alıcının yetkililerince tanzim edilen tutanakla sabit olduğu, davacı sigortacının, hasar bedelini sigorta ettirene ödeyip, 26.07.2000 tarihli ibranameyi aldığı, dava dışı sigorta ettirenin, hasardan sorumlu olanlara rücu hakkının kayıtsız şartsız olarak davacıya devrettiği hususları çekişme dışı olup, esasen bu yönler tarafların da kabulündedir. Davalı vekili, hasarın taşıma sırasında meydana geldiğini, ancak ambalaj yetersizliğinden kaynaklandığını, CMR hükümlerine göre sorumluluklarının bulunmadığını savunmuştur.
Mahkemece, bilirkişi raporu esas alınmasına rağmen, raporda açıklanan ve poliçenin atıf yaptığı Emtia Nakliyat Sigorta Genel Şartları'nın 22 nci maddesiyle CMR Konvensiyonu'nun 22 nci maddesi bir birlerine karıştırılarak, zararın resmi bir ekspertizce belirlenmediği, sözleşme şartına uyulmadığı, davalının tazmin yükümlülüğünün doğmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Poliçenin ihtar kısmında hasarın, genel şartların 22 nci maddesindeki yazılı müddetler zarfında ihbar ve tespit edilmemesi ve raporun avarya komiseri tarafından imza edilmemesi halinde vaki ziya ve hasarlar tazmin edilmez hükmü yer almaktadır. Atıf yapılan genel şartların 22/2 nci maddesinde ise, sigorta ettirenin anılan vecibelere uygun hareket etmemesini mücbir sebepten kaynaklandığını ispat etmesi halinde sigortacının tazminat talebini ret etme hakkının ortadan kalkacağı hükme bağlanmıştır. Dolayısıyla, bahse konu düzenleme, hasar belirlemesinin bir müeyyidesi olarak öngörülmüş olup, davacı ile sigorta ettiren arasında bu noktada bir uyuşmazlık çıkmamıştır. Kaldı ki, davalı vekilinin davaya cevabında ve aşamalarda bu yönde bir savunması da bulunmamaktadır. Bir başka açıdan da, mal sahibi sigorta ettirenin, taşınan mallarındaki hasar nedeniyle kendisine zarar verene karşı dava açma hakkı olduğu ortadadır.
Sigorta ettirenin, bu zarardan dolayı davacıya vermiş olduğu ibraname, alacağın temliki hükmündedir. Dolayısıyla, davacının, dava hakkının, alacağın temliki hükümlerine göre de var olduğunun kabulü gerekir. O halde, mahkemece, davacının tazminat isteme hakkı bulunduğu kabul edilerek, iddia ve savunma doğrultusunda inceleme yapılıp sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 15.01.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy