(6762 S. K. m. 336, 369/1-2, 377, 380 ,381)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Marmaris Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 31.10.2002 tarih ve 2000/1036-2002/1062 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi duruşmalı olarak davalı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 30.09.2003 günde davacı asil Abdullah Özbey ile davalı avukatı İsmail Orcan gelip, temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan davacı asil ve davalı avukatı dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi Verda Çiçekli tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin davalı A.Ş.nin kurucularından ve ana sözleşme ile tayin edilen yönetim kurulu üyelerinden olduğunu, diğer yönetim kurulu üyelerinin usulsüz toplantılar yaptıklarını usulsüz kararlar aldıklarını amaçlarının müvekkilini ortaklıktan çıkarmak olduğunu, 13.09.1991 tarihinde yapılan genel kurul toplantısına yetkisiz yönetim kurulca çağrı yapıldığını aynı genel kurulun 7nci maddesinde alınan sermayenin artırımına dair kararın müvekkilinin ortaklık haklarını azaltma ve zarara uğratma amacına yönelik olup, objektif iyiniyet kurallarına aykırı olduğunu, şirket sermayesinin 60 milyar TL'na ulaştığını primli pay senedi çıkarmanın ortakların daha menfaatine uyduğunu ileri sürerek, 13.09.1991 tarihli genel kurul kararının iptali ile şirkete bir kayyım atanmasını talep ve dava etmiştir. Yönetim Kurulu Üyesi Olan Davacının Şirkette Usulsüzlükler Yapıldığından Bahisle Genel Kurul Kararının İptali ve Şirkete Kayyım Atanması Amacıyla Açmış Olduğu Dava)
Davalı vekili, davacının sürekli yıkıcı faaliyetlerde bulunduğunu, şirketin gayesinin bir tatil köyü inşa edip işletmek olduğunu ve bu amacına ulaşması için sermaye artırımının gerekli bulunduğu gibi, turizm teşvik uygulaması dolayısıyla zorunlu olduğunu ve bu nedenle sermaye artırımına gidildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda, bozma kararı doğrultusunda aldırılan ilk bilirkişi raporunda, davalı şirketin amacını gerçekleştirmesi için sermayenin 6.5 milyar TL'na çıkartılması mutlak bir zorunluluk ve artırım kararının objektif iyi niyet kurallarına aykırı olmadığı belirtilmiş ise de, söz konusu raporun davacı tarafın itirazına uğradığı ve davacı tarafın itirazları yönünde doyurucu bir kanaat vermediği özellikle primli pay senedi çıkartılması suretiyle sermaye artırımı yapılıp yapılmayacağı konusunda açıklayıcı ve hüküm kurmaya yeterli bulunmadığı, ikinci heyet raporunda ise, teşvik belgesi gereğince 31.12.1989 tarihine kadar sermayenin 7 milyar TL'na çıkartılması bir zorunluluk olduğu, ilgili dönem itibariyle şirketin gerçek mal varlığını tespitin mümkün bulunmadığı, ancak bankalar lehine yapılan işlemlerden ilgili dönemde gerçek mal varlığının belirtilenin çok üzerinde olduğunu gösterdiğini, bu durumda sermaye artırımının iç kaynaklardan daha sonra primli pay senedi çıkartmak suretiyle yapılabileceğinin belirtildiği, ilgili dönemde tesisi kurmak amacı ile 10 milyar TL'na varan harcama yapan çeşitli bankalardan 8 milyar TL'na varan kredi alan ve kullanım hakkı bulunduğu arazi üzerinde 17.5 milyar TL değerinde ipotek tesis ettiren şirketin bankaların alacaklarını temin yönünden gösterdikleri özen de dikkate alındığında, şirketin gerçek malvarlığının esas sermayenin çok üzerinde olduğunu gösterdiği, bu durumda sermaye artırımını primli pay senedi çıkarmak suretiyle temin etmesinin mümkün bulunduğu ve dış kaynaklardan sermaye artırımına gitmesinin objektif iyi niyet kurallarına aykırı bulunduğundan sermaye artırım kararının iptali gerektiği, diğer taleplerin reddine dair kararın kesinleştiği gerekçesiyle, 13.09.1991 tarihli sermaye artırımına ilişkin kararın iptaline, diğer istemlerin reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, anonim ortaklığın sermaye artırımına ilişkin kararının iptali istemine ilişkindir.
Davalı A.Ş.nin sermaye artırım kararı verdiği sırada sermaye artırımının zorunlu olduğu önceki bozma kararları ile uyuşmazlık konusu olmaktan çıkmıştır. Taraflar arasındaki asıl uyuşmazlık, sermayenin artırıldığı dönem itibariyle bu sermaye artırımını kendi iç kaynaklarından yeniden değerlendirme yaparak mı, ya da primli pay senedi çıkarmak suretiyle mi yapılacağı, yoksa dış kaynaklardan karşılamak zorunda olup olmadığı ve dış kaynaklardan artırım kararı almasının sırf davacı ortağın kâr, tasfiye payını ve oy oranlarını küçültme amacına ve dolayısıyla objektif iyi niyet kurallarına aykırı olup olmadığı noktasında toplanmıştır. Dairemizin 1996/6988-7163 sayılı bozma kararı ile 2000/3322-6115 sayılı bozma kararlarında bu hususlar belirtilmiş ve özellikle aralarında "ekonomist" olan bir bilirkişi heyetinden rapor alınarak bu hususların aydınlatılarak hüküm kurulması gereği vurgulanmıştır.
Mahkemece, ikinci bozma kararından sonra alınan ilk bilirkişi heyeti raporunda bozma gerekleri üzerinde kısmen durulmuş, fakat anılan rapor mahkemece yeterli bulunmadığından yeni bir bilirkişi heyetine başvurularak ikinci bir rapor alınmış ve mahkemece bu rapor benimsenerek hüküm kurulmuştur. Oysa, hükme dayanak yapılan bilirkişi raporunda Dairemiz bozma kararlarındaki hususlar yeterince araştırılmamış ve varsayımlara dayandığından anılan bozma kararlarındaki kriterlere uygun görülmediği gibi,birinci raporla da birbiri ile çelişen ve karşıt ifadeler içermektedir.Şu halde mahkemece,yine aralarında bir ekonomistin bulunduğu Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Kürsüleri'nden seçilecek bilirkişilerden rapor alınarak öncelikle, Dairemiz'in birinci ve ikinci bozma kararlarındaki gereklerin yerine getirilmesi, son iki rapor arasındaki çelişkilerin giderilmesi, ayrıca ve özellikle davalı şirketin sermaye artırım tarihinde bir yatırım faaliyeti içerisinde bulunduğu, iç ve dış bankalardan kredi aldığı, üzerinde inşaat yaptığı arsanın kendi mülkiyetinde olmadığı dikkate alınarak, o zamanki gerçek sermayesi (malvarlığı),borçları, kâr-zarar durumu göz önünde bulundurularak, sermaye artırımını iç kaynaklardan mı, yoksa dış kaynaklardan mı karşılaması gerektiği ve dış kaynaklardan karşılamaya yönelmesinin salt davacı ortağı ızrar kastına yönelik olup olmadığı hususları üzerinde durulması ve oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmek gerekirken, yazılı gerekçelerle yetersiz bilirkişi raporuna göre karar verilmesi doğru görülmemiş ve kararın davalı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, kararın davalı yararına BOZULMASINA, 275.000.000.-TL duruşma vekillik ücretinin Avukatlık Ücret Tarifesi'nin 21 nci maddesi gereğince KDV'si ile birlikte davacıdan alınarak davalıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 02.10.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy