(556 S. KHK. m. 9, 61, 62, 72) (6762 S. K. m. 56, 57, 58)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İzmir Asliye 3. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 28.05.2004 tarih ve 2003/595-2004/377 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Mutlupınar Şengel tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkili şirketlerin Sıvılaştırılmış Petrol Gazı (LPG) piyasasında Türkiye'nin önde gelen sanayi kuruluşlarından olduklarını, davalıların verdikleri ilanlarda kullandıkları, gövdesinde kabartma markası olmayan tüplerin 6 ay içinde kullanımdan kalkacağı, gövde kabartmasız tüpün kullanılmaması, eğer tüp gövde kabartmasız ise gövde kabartmalı tüp ile değiştirilmesi gerektiği yönündeki beyanlarının müvekkili ve piyasadaki diğer firmalara ait tüplerin güvenilirliği hakkında objektif olarak yanlış ve yanıltıcı bilgilerle, kötüleyici, reklamın hitap ettiği orta seviyedeki tüketicilerin ekonomik davranışlarını ve kararlarını etkileyici ve onları aldatıcı nitelikte bulunması nedeniyle davaya konu reklamların yanlış, yanıltıcı, aldatıcı ve gereksiz ölçüde kötüleyici olduğunu ileri sürerek, davalı yanın eylemlerinin TTK'nun 56, 57/1-3-10 delaletiyle 58/1-a maddesi uyarınca haksız rekabet niteliğinde olduğunun hükmen tespitine, saptanan haksız rekabetin önlenip, yasaklanmasına, haksız rekabetin neticesi olan maddi durumun ortadan kaldırılmasına, bu meyanda 556 sayılı KHK'nin 9/1-c maddesi delaletiyle müvekkillerinin aynı KHK'nin 61 ve 62. maddeleri anlamında markadan doğan haklarına tecavüz teşkil eden fiillerinin tespiti ile durdurulmasına, verilen hükmün kesinleşmesinden sonra TTK'nun 61 ve 556 sayılı KHK'nin 72. maddeleri uyarınca ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, davada görevli ve yetkili mahkemenin İstanbul Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi olduğunu, taraflar arasında aynı konuda İstanbul Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde görülen davanın reddine karar verilip, dosyanın karar düzeltme aşamasında olması nedeniyle derdest durumda bulunduğunu, müvekkili şirketlerin davaya konu reklam ve ilanlarında davacı şirketlerin ürünlerine yönelik haksız rekabet sonucunu doğuracak hiçbir ihlal söz konusu olmadığını savunarak, davanın usul yönünden ve esastan reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalıların yetki ve görev itirazlarının reddedilerek, uyuşmazlığın esasına girildiği ve davalıların resmi gazete sayfasını baz alarak yaptıkları ilan ve reklamlarda halkın ve tüketicinin uyarıldığı, davacıların ve ürünlerinin kötülenmediği, bu nedenle TTK'nun 57. maddesinde öngörülen başkalarının ürünlerini kötüleme şeklinde oluşan haksız rekabet unsurlarının davada bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dava, davalıların verdikleri reklam ve ilanlarda kullandıkları ifadelerin yanlış, yanıltıcı ve aldatıcı nitelikte bulunduğu iddiasıyla meydana gelen haksız rekabetin tespiti, meni ve verilen hükmün ilanı istemlerine ilişkindir. Mahkemece davaya konu somut olayda davalılar tarafından verilen ilanlarda yazılı hususların haksız rekabet oluşturup oluşturmadığı üzerinde durulmaksızın, İstanbul Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2001/1035 E.ve 2002/772 sayılı Kararı emsal alınarak, anılan davada verilen karara ait gerekçe ile somut olayda da haksız rekabet unsurlarının bulunmadığına karar verilmişse de, emsal alınan dosyada dava konusu edilen ilan metni ile somut davaya konu reklam ve ilanlarda kullanılan ifadeler birbirinden farklıdır. Bu durumda mahkemece, tarafların dayandıkları delillerin toplanarak, incelenmesi ve sonucuna göre somut olayda haksız rekabet şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin değerlendirilmesi suretiyle bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş olup, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 06.10.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy