(1163 S. K. m. 19)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Kahramanmaraş Asliye 2. Hukuk Mahkemesi'nce verilen 04.03.2004 tarih ve 2002/450-2004/113 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Salih Çelik tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin kardeşi dava dışı Hayriye'nin diğer kardeşi Rasim'e devrettiği üyeliğe isabet eden dairenin kendisine verilmemesi üzerine, dönemin yönetim kurulu başkanı, dava dışı Yusuf'un, kendisine ait 10 nolu dairenin üyeliğinin 12.08.1992 tarihinde noterde düzenleme şeklinde kooperatif üyelik hakkı devir ve temlik senedi ile müvekkiline devrettiğini, müvekkilince aidat ödemelerinin devam ettiğini, müvekkilinin açtığı dava sonunda üyeliğinin tesciline karar verilmesi üzerine, yönetimin 05.10.1995 tarihli kararı ile üyeliği kabul ettiğini, müvekkilinin üyeliğe kabulden önce ve sonra tüm aidatları ödediğini, davalının dairenin tapusunu vermediğini ileri sürerek, davalı üzerine olan tapu kaydının iptali ile davacı adına tescilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, Hayriye ve Rasim'in üyelikleri ile davacının bir ilgisinin bulunmadığını, davacının bu kişilerin ödemelerinden yararlanamayacağını ve sadece 1999 yılı için bir aylık ödemesi dışında ödeme yapmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, dosya kapsamına ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacının borcu olduğuna ilişkin bir kanıt bulunmadığı, kaldı ki, borç olsa bile davalının tahsil olmadığının her zaman var olduğu, borcun, mülkiyet hakkını engellemeyeceği, dolayısıyla, borcun varlığı savunmasının dikkate alınmadığı, davacının sabit olan üyeliğine isabet eden 10 nolu dairenin davalı üzerindeki tapusunun iptali gerektiği sonucuna varılarak, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dava, davalı kooperatifin ortağı davacıya tahsis edilen taşınmazın tapusunun iptali ile davacı adına tescili istemine ilişkindir.
Mahkemece, dava iki gerekçeyle reddedilmiş olup, ilki, davacının borcu olsa bile davalının tahsil olanağını her zaman kullanabileceği, borcun, mülkiyet hakkını engellemeyeceği yönünde ilke koyan gerekçe olup, bu gerekçe doğru değildir. Zira, kooperatif tarafından yapılan konutların ortaklar adına tapuya tesciline karar verilebilmesi için, kooperatifte ferdileşmeye geçilmesi ve kooperatifin ferdileştirmeyi sağlamaması, ayrıca davacının hissesine yönelik tüm ödemeleri yapmış olduğunu, hiçbir edimi kalmadığını, aynı koşulda bir üyenin yapması gereken ödemelere eşit ödemede bulunduğunu kanıtlaması gerekmektedir. Dairemiz'in son yerleşik uygulaması bu yöndedir. Bu itibarla, aksi yöndeki yazılı gerekçeye de dayanılması ilke olarak doğru görülmemiştir.
Davanın reddine dayanak yapılan diğer gerekçe, davacının borcu olduğuna ilişkin bir kanıt bulunmadığı şeklindedir. Bu gerekçe, 09.01.2004 tarihli ek raporda bildirilen, davalının davacıdan bir alacak talebinin bulunmadığı, dolayısıyla borçsuz olduğu görüşüne dayanmaktadır. Oysa, aynı ek raporda, emsal diğer üyelerin ödeme miktarlarının dosyada belgesinin bulunamadığı bildirildiği gibi, davalı taraf, yargılamanın başından beri davacının 1999 yılı için bir aylık ödemesi dışında bir ödeme yapmadığını, dava dışı Hayriye ve Rasim'in üyeliklerinin davacı ile bir ilgisinin bulunmadığını, davacının bu kişilerin ödemelerinden yararlanamayacağını savunmuştur. Nitekim, 05.12.2003 tarihli ek raporda, dava dışı Yusuf'un davacıya üyeliği devrinden önceki Hayriye ve Rasim ödemelerinin davacı ile ilgisinin bulunmadığı bildirilmiş, esasen 31.07.2003 tarihli kök raporda da, davacının üyeliğinin dava dışı Yusuf'tan devraldığı ve yönetimin de kabul kararı verdiği üyeliğin bu üyeliğe dayalı olduğu bildirilmiştir. Gerçekten de davacının dayandığı ve yönetim kurulu kararında bahsedilen kesinleşen mahkeme ilamında da, davacının Yusuf'un üyeliğini devraldığı için üyeliğinin tespitine karar verilmiştir. Noter devir sözleşmesinde de, Hayriye ve Rasim'in üyeliklerinden söz edilmemiş, Yusuf, hissesini davacıya devretmiştir.
Dava dilekçesinde de zaten, davacı, Hayriye ve Rasim'in üyelikleri ile ne gibi bir ilgisi olduğunu tam olarak açıklayamamıştır. Ne var ki, kök raporda bilirkişi, Rasim'in ödemelerini de davacı ödemeleri arasında saymış olup, rapor ve ek raporlar arasında bu noktada çelişki doğmuş ve bu çelişki giderilmemiştir.
Bu durumda, dava dışı Hayriye ve Rasim'in, davacının devir aldığı üyeliği ile ne gibi bir ilgisinin bulunduğu noktası üzerinde yeterince durulması, davacının buna ilişkin varsa delillerinin ibrazına olanak tanınması, davacının ödemesi gereken miktarlarının buna göre belirlenmesi, denetime elverişli yeni bir rapor alınması, sonuçta davacının aynı koşuldaki bir üyeye göre hiçbir borcu bulunmadığının anlaşılması halinde davanın kabulüne karar verilmesi, aksi halde reddedilmesi gerekirken, eksik incelemeye ve yanlış ilkeye dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 12.10.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy