(2918 S. K. m. 100) (6762 S. K. m. 1292, 1299)
Taraflar arasında görülen davada Beyoğlu Asliye 2. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 02.07.2004 tarih ve 2003/120-2004/268 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkillerinin oğlu, torunu ve gelininin içinde bulunduğu araca davalı sigorta şirketi tarafından kasko ve ihtiyari mali mesuliyet sigortası ile sigortalı aracın çarpması suretiyle meydana gelen kazada gelinleri, torunları ve oğullarının vefat ettiğini, davalı sigortadan ihtiyari mali mesuliyet sigortası kapsamındaki zararlarını talep ettiklerini ancak davalı şirketin ödeme yapmadığını iddia ederek 1.000.000.000 TL. tazminat bedelinin kaza tarihinden itibaren reeskont faiziyle davalıdan alınmasını talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, kendilerinin davalı aracın ihtiyari mali mesuliyet sigortası olduklarını, istenen tazminatın Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası limiti içinde kaldığını, bu nedenle husumetin önce Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasına yöneltilmesi gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; iddia, savunma ve dosya kapsamı ve bilirkişi raporuna göre, davalı sigorta şirketinin sorumlu ve tam kusurlu olduğu ve davacıların talep ettikleri 1.000.000.000 TL'nin poliçe limitinde bulunduğu gerekçesiyle, davanın kabulüne ve 1.000.000.000 TL'nin 30.05.1999 tarihinden itibaren reeskont faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiş, kararın bozulması üzerine mahkemece bozmaya uyularak alınan bilirkişi raporuna göre aynı meblağ üzerinden, 1.1.2000 tarihine kadar reeskont faiziyle ve bu tarihten sonra avans faiziyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu kapsamında, haksız eyleme dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Davalı sigorta, kazaya neden olan aracın İhtiyari Mali Sorumluluk Sigortası olup, davada haksız fiil tarihinden itibaren temerrüt faizi ile sorumlu tutulmuştur. Oysa, İhtiyari mali sorumluluk sigortasına uygulanacak hükümleri düzenleyen 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 100. maddesinde, aynı kanunun 98 ve 99. maddelerine atıf yapılmamış olması ve genel şartlarda da bu hükümlere paralel bir düzenleme bulunmaması nedeniyle, bu tür sigortalarda tazminat alacağının muacceliydi, genel hükümlere göre saptanmalıdır.
Sigortacının, sigorta bedelini ödeme borcu, TTK'nın 1299. maddesi hükmü uyarınca, rizikonun gerçekleştiği sigortacıya ihbar borcunun aynı yasanın 1292. maddesi hükmünce doğduğu tarihte muaccel olur. Davacıların, davadan önce davalı sigortaya başvurduklarına ilişkin iddiaları var ise de bu husus anlaşılamamaktadır. O halde davalı sigortaya, davacı tarafından dava talihinden önce yapılmış bir ihbar bulunup bulunmadığının tespiti ile yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda temerrüt tarihinin belirlenmesi, ihbar bulunmadığı takdirde dava tarihi ile temerrüde düşürülmüş olduğunun kabulü gerekirken, yazılı olduğu şekilde davalı sigorta şirketinin haksız fiil tarihinden İtibaren faizden sorumlu tutulması doğru görülmemiştir.
2- Öte yandan, davacı vekilince 9.11.2000 tarihinde açılan davada, temerrüt faizi olarak reeskont faizi istenildiği halde, kararda, ticari işlerde uygulanacak surette 1.1.2000 öncesi için bu oranda ve bu tarihten sonra ise avans faizine hükmedilmiş olup, bu husus iki noktadan yanlış olmuştur.
İlk olarak, davalıya sigortalı araç özel araç olup, asıl zarar verenden istenilemeyecek ticari temerrüt faizinin, onun sorumluluğunu üstlenen davalı sigortadan da istenemeyeceği, dolayısıyla bu aracın haksız eyleminin de TTK'nın 3. maddesi uyarınca ticari iş niteliği taşımamasına, bu durumda da bu davalıdan ancak yasal faiz istenebileceğine, bu davalının hukuki sorumluluğunu üzerine alan davalı sigorta şirketinden de ancak aynı oranda temerrüt faizi istenebileceğine göre, davalı sigorta bakımından istem gibi ticari işlerde öngörülen temerrüt faizine hükmedilmesi doğru görülmemiştir.
İkinci olarak, davanın açıldığı 9.11.2000'de yürürlükte olan 4489 Sayılı Yasa ile değiştirilen 3095 Sayılı Yasanın 1. maddesine göre, 1.1.2000 tarihinden itibaren, yasal faiz olarak, bir önceki yılın 31 Aralık günü Merkez Bankası'nca kısa vadeli krediler için uygulanan reeskont faizi, aynı yasanın 2. maddesine göre de ticari işlerde uygulanacak faiz olarak, aynı tarihli avans faizi oranının uygulanacağı öngörülmüştür. Bu hüküm uyarınca, davacı vekili, 9.11.2000 tarihli dava dilekçesinde reeskont faizi istemesine göre, 1.1.2000 tarihinden sonrası için kendisini yasal (reeskont) faiz ile bağlamıştır. Mahkemece bu dönem için HUMK'un 74. maddesine aykırı olarak, avans faizine hükmedilmesi de doğru olmamıştır.
Bu durumda mahkemece, davacı tarafça ancak yasal faiz istenebileceği gözetilerek, belirlenecek temerrüt tarihinden itibaren ve 1.1.2000 tarihinden itibaren yasal faizin reeskont faizi olduğu dikkate alınarak yasal faize hükmedilmesi gerekli olup, buna göre yazılı şekilde verilen karar isabetli olmamış ve bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 13.10.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy