(Hayat Sigortaları Yönetmeliği m. 1) (Hayat Sigortaları Genel Şartları C.2)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İstanbul Asliye 7. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 20.04.2004 tarih ve 2001/1089-2004/332 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Ata Durak tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkili ile davalı şirket arasında tedavi giderlerini değil, fakat poliçede belirtilen 11 ana başlıktan birinin sigortalıda teşhis edilmesi halinde belirtilen iyileşme tazminatını teminat altına alan iki adet yatırımlı hayat sigorta sözleşmesi imzalandığını, 05.10.1992 tarihinde başlayan 15 yıl süreli poliçede iyileştirme tazminatının (21.553.030.000) TL, 14.01.2000 tarihinde başlayan 10 yıl süreli poliçede ise (31.500) ABD Doları olduğunu, ancak bu son poliçede her yıl teminatın belirli oranda arttığını, müvekkilinin 08.03.2001 tarihinde geçirdiği by-pass ameliyatı sırasında yapılan kontrolde 13.04.2001 tarihli raporla kanser olduğunun anlaşıldığını, kendisinden talepte bulunacağını anlayan davalının 29.03.2001 tarihli yazıyla ilk poliçenin tenzil poliçesine dönüştürüldüğünü, ikinci poliçenin ise iptal edildiğini bildirdiğini, yapılan bu işlemin haksız olduğunu ileri sürerek, (21.553.030.000) TL ile (33.075) ABD Dolarının temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, taraflar arasında imzalanan 05.10.1992 başlangıç tarihli poliçenin primlerinin vadesinde ödenmemesi nedeniyle tenzil poliçesi durumuna dönüştüğünü, ancak daha sonra davacının talebi üzerine 24.01.2001 tanzim tarihli poliçe ile yeniden yürürlüğe konulduğunu, davacının hem yeniden yürürlüğe konulan ilk poliçe, hem de 14.01.2000 başlangıç tarihli ikinci poliçe için verdiği sağlık beyanlarında müvekkilini kasten yanılttığını, zira davacının 1994 tarihinden itibaren başta kalp-damar rahatsızlığı olmak üzere bir çok rahatsızlıkları bulunduğunu, bu hastalıkların müvekkilce bilinmesi halinde ilk poliçenin tekrar yürürlüğe konulmayacağını ikinci poliçenin ise hiç verilmeyeceğini, davacının beyan yükümlülüğünü kasıtlı ihlal etmediği düşünülürse bu kez Hayat Sigortası Genel Şartlarının c-2.2/son maddesi uyarınca ödenecek tazminatın, tahakkuk ettirilen prim ile ettirilmesi gereken prim arasındaki orana göre hesabının gerekeceğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, ilk sigorta sözleşmesinin düzenlendiği 05.10.1992 tarihi itibariyle davacının gerçeğe aykırı beyanının söz konusu olmadığı, bu poliçenin tenzil poliçesine dönüştürülmesinin hukuki dayanağının bulunmadığı gibi 1994 ve 1998 yıllarındaki geçici nitelikteki ve kanser hastalığı ile ilgisi ve nedensellik bağı bulunmayan tedavilerinin, yenileme poliçesi ve ikinci poliçenin düzenlendiği aşamalarda beyan edilmemesinin poliçelerin iptalini gerektirecek nitelikte bulunmadığı, eksik beyanda bulunulduğu kabul edilse dahi bunun gerçekleşen riziko ile illiyet bağının bulunmadığı, kanser hastalığının ikinci poliçenin düzenlenmesinden çok sonra belirlenmesi nedeniyle davacının kasten yanlış beyanda bulunmasının söz konusu olmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, (21.553.030.000) TL'nın ve (31.500) ABD Dolarının temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, temyiz harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 19.10.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy