(6762 S. K. m. 1066) (2709 S. K. m. 90) (1086 S. K. m. 428)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İstanbul Asliye 10. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 27.04.2004 tarih ve 2003/416 - 2004/473 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Pınar Şengel tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkili şirket tarafından taşıma rizikolarına karşı sigortalanan emtianın İstanbul'dan İspanya'ya taşınması sırasında hasarlanması sonucu sigortalısının uğradığı zararın müvekkili tarafından karşılandığını, davalının meydana gelen hasardan taşıyan sıfatıyla sorumlu olduğunu ileri sürerek, ödenen 13.706 Euro sigorta tazminatının faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, sigortalanan emtianın alıcısı tarafından ne davalı taşıyana ne de varma yerindeki acentesine TTK'nun 1066 ncı maddesinde öngörülen sürede hasar ihbarı yapılmadığı gibi, iki tarafın katılımı ile survey incelemesi ya da mahkeme tespiti de yaptırılmadığını, bu nedenle TTK'nun 1066/3 ncü maddesine göre davaya konu hasarın taşıyanın sorumlu olmadığı bir sebepten ileri geldiği hususunda taşıyan lehine karine oluştuğunu, davalı taşıyanın dava konusu hasardan sorumlu olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, üç adet bobinin kamyonun arka bölümündeki sarsıntı yüzünden hasar gördüğü hususunda kamyon şoförünün imzasını da içeren tutanak tutulduğu, buna göre hasarın davalı taşıyıcının sorumluluk kesitinde oluştuğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile; 12.335,40 Euro'nun dava tarihinden itibaren devlet bankalarının bir yıllık Euro cinsinden mevduata uyguladığı en yüksek faiz oranıyla birlikte davalıdan tahsil olunarak davacıya verilmesine, fazla talebin reddine karar verilmiştir.
1- Dava, davacı tarafından taşıma rizikolarına karşı sigortalanan emtianın davalı tarafından taşınması sırasında hasarlanması sonucu sigortalıya yapılan ödemenin davalıdan rücuan tahsili istemine ilişkindir. Dosyada mevcut konşimento incelendiğinde sigortalı malların İstanbul'dan İspanya-Valencia'ya kadar gemi ile buradan teslim yeri olan Fuenlabrada'ya taşınmasının da karayolu ile gerçekleştirileceği ve yükleme yeri İstanbul'dan malların teslim yeri olan Fuenlabrada'ya kadar olan tüm taşımanın davalı tarafından üstlenildiği anlaşılmış olup, bu hususlarda taraflar arasında bir çekişme de bulunmamaktadır. Taraflar arasındaki çekişme, taşıyanın hasardan dolayı sorumlu tutulup, tutulamayacağı ve zarar miktarının tespiti yönlerine ilişkindir. Sigortalı mallarda oluşan hasarın karayolu ile yapılan taşıma sırasında kamyonun arka bölümündeki sarsıntıdan kaynaklandığının belirlenmesine göre de, hasarın davalı tarafından üstlenilen kombine taşımanın karayolu ayağında meydana geldiği anlaşılmış olup,mahkemenin kabulü de bu yöndedir. Bu nedenle uyuşmazlığa Türkiye tarafından 30.10.1995 tarihinde kabul edilerek, bu tarihte yürürlüğe giren CMR yani Eşyaların Karayolundan Uluslararası Nakliyatı İçin Mukavele Sözleşmesi hükümlerinin tatbiki gerekmektedir. T.C. Anayasası'nın 90 ncı maddesinin son fıkrasında usulüne uygun olarak yürürlüğe konulmuş Milletlerarası Antlaşmaların kanun hükmünde bulunduğu belirtilmiş olmasına göre de, bu anlaşma kapsamında bulunan taşımalarda TTK'dan daha sonra yürürlüğe giren ve ülkemiz tarafından onaylanmak suretiyle bir iç hukuk kuralı haline getirilen CMR Konvansiyonu hükümlerinin uygulanması zorunludur. Bu itibarla mahkemece, davalının sorumluluğu ile ödemekle yükümlü olduğu tazminat miktarının takdir ve tayininin CMR hükümlerine göre yapılacak değerlendirme sonucuna göre belirlenmesi gerekirken, yazılı şekilde TTK'nun taşımaya ilişkin hükümlerinin uygulanması doğru görülmemiş, kararın öncelikle HUMK'nun 428/1 nci maddesi uyarınca uyuşmazlığın çözümüne esas alınan yasal düzenlemenin doğru olarak tayin edilmemiş bulunması yönünden bozulması gerekmiştir.
2- Bozma neden ve şekline göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek bulunmamaktadır.
Sonuç: Yukarıda 1 numaralı bentte açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA, 2 numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 10.11.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy