(6762 S. K. m. 1301) (1086 S. K. m. 38) (4721 S. K. m. 8, 28, 48)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Şişli Asliye 3.Hukuk Mahkemesi'nce verilen 13.5.2003 tarih ve 2003/24-2003/726 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Deyiş Cesur tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekilinin, TTK.nun 1301 maddesi hükmüne dayalı olarak davalı taraflar aleyhine açtığı rücu davası sonucunda davanın kabulüne dair verilen karar, davalı Kemal B vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1- Dava kasko sigorta sözleşmesinden kaynaklanan rücu davasıdır.
Dava ehliyeti davada taraf olma yeteneğidir. HUMK. taraf ehliyetini tanımlamamış ancak 38. maddesiyle Medeni Kanuna yollamada bulunmakla yetinmiştir. Medeni Kanunumuz ise, 8, 28, 48. maddelerinde medeni haklardan yararlanma ehliyeti bulunan her gerçek ve tüzel kişinin davada taraf olma yeteneğini taşıdığını, her gerçek kişinin sağ doğmak koşuluyla ana rahmine düşüğü andan itibaren taraf ehliyetini kazanacağını ve yaşadığı sürece taraf ehliyetinin devam edeceğini belirtmiştir. Öte yandan gerçek kişinin ölümüyle medeni haklardan yararlanma ehliyeti ve buna bağlı olarak da taraf ehliyetinin sona ereceği Medeni Kanunun 28. maddesinin buyurucu nitelikteki hükmüyle açıklanmıştır. Dava tarihinden önce ölüm nedeniyle şahsiyeti son bulan kişinin taraf ehliyetini yitireceği kuşkusuzdur. Bu itibarla, gerek Medeni Kanun gerekse HUMK.nun dava açıldığı zaman hayatta bulunan kişiler yönünden düzenleyici hükümler koymuştur. Buna ilişkin olarak 4.5.1978 tarih 1978/4-5 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararında da dava tarihinden önce ölen kişinin taraf ehliyetini yitireceği, aleyhine dava açılamayacağı, dava tarihinde şahsiyeti sona ermiş olan kimsenin mirasçılarına ardıllık ( halefiyet )kuralı uygulanamayacağından tebligat yapılmak veya dava ıslah edilmek suretiyle davaya devam edilemeyeceği vurgulanmış içtihatlar bu doğrultuda kararlılık kazanmıştır. Dosyada mevcut veraset ilamının incelenmesinden davalı Salih S'in dava açılmadan önce öldüğü görülmektedir. Sonradan anlaşılmış olsa dahi dava tarihinde ölü şahıs aleyhine açılan davanın reddi gerekirken mahkemece, kendiliğinden ( resen )göz önünde bulundurulması gereken bu usul kuralı göz ardı edilerek hüküm kurulması doğru değildir.
2-Sigortacı TTK. 1301. maddesinde belirtildiği üzere ancak sigortalısına sigorta bedelini ödedikten sonra halefiyet hakkını kazanabilir. Ancak sigortacının poliçe hükümlerine ters düşen bir ödeme yapması halinde ki bu ödemeye doktrinde ve uygulamada ex gratia ödeme denilmekte olup sigortacının halefiyet hakkını kazanması, dolayısıyla da zarar sorumlusuna rücu edebilmesi olanaklı değildir. Davacıya sigortalı Selami Y kaza tarihinde %42 promil alkollü olduğunun tespit edilmesi karşısında mahkemece bu durumun sigorta teminat kapsamı dahilinde kalıp kalmadığı araştırıldıktan sonra sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken bu konu üzerinde durulmaması doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda ( 1 )ve ( 2 )bentte açıklanan nedenlerle, kararın davalılar yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 5.10.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy