(818 S. K. m. 494) (1086 S. K. m. 163, 275)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Ankara Asliye 25. Hukuk Mahkemesince verilen 08.10.2003 tarih ve 2002/952-2003/955 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Ayşe Altun tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin 1990lı yılların başında akrabası olan davalı banka müşterisi Kadir Ceylana kredi kartı alırken kefil olduğunu, ancak daha sonra davalı bankaya gönderdiği 18.01.1994 tarihli ihtarname ile kadir Ceylan ile ilgili tüm kefaletlerinden rücu ettiğini bildirdiğini. Davalının 26.11.1994 günlü cevabında ise Kadir Ceylan ve Firmasının o günkü riskleri tasfiye edilene kadar bu riskler açısından davacının sorumlu olacağının bildirildiğini, Kadir Ceylanın kredi kartı kaynaklı borcun ödenmesi yönündeki 02.06.2000 tarihli ihtarnameye müvekkilinin verdiği olumsuz yanıt üzerine, çevresinde saygın birisi olarak bilinen müvekkili aleyhinde icra takibi başlatıldığını, mal beyanında bulunmama nedeniyle açılan davanın derdest olduğunu ileri sürerek. 5.000.000.000 TL. manevi tazminatın faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, kefaletten rücu ettiğine dair davacı ihtarının BK.nun 494. maddesinde yazılı şartları ihtiva etmediğini, kefaleti devam eden davacı hakkındaki işlemlerin yasal olup, manevi tazminatın şartları bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece davanın reddine dair verilen karar, Yargıtay Yüksek 4. Hukuk Dairesinin 26.09.2003 günlü kararında yazılı gerekçeyle bozulmuştur.
Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda, getirtilen banka kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılması için belirlenen ücreti yatırmak üzere davacı vekiline kesin süre verilmesine rağmen, ücretin yatırılmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Dava, dava dışı şahsın davalı banka ile imzaladığı kredi sözleşmesine kefil olan davacının kefaletten rücu ettiği halde, kefil hakkında usulsüz olarak icra takibine giriştiği iddia edilen davalı bankadan manevi tazminat istemine ilişkindir.
H.U.M.K.nun 275. maddesine göre mahkeme; çözümü teknik bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişi incelemesine karar verebilir. Mahkemece, bu hükme göre davalı bankanın davacı hakkında başlattığı icra takibinin haklı nedene dayanıp dayanmadığının tespiti açısından bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiştir.
H.U.M.K.nun 163. maddesine göre Kanunun tayin ettiği müddetler kesin olduğu halde, hakimin tayin ettiği süreler kural olarak kesin değildir. Hakim kendi tayin etmiş olduğu bir süreyi, süre geçmeden azaltıp, çoğaltabileceği gibi, süre geçtikten sonra tarafa isteği üzerine ikinci bir süre de verebilir. Hakim tayin ettiği bir sürenin kesin olduğuna karar vermişse, sürenin kesin olduğunun hiçbir tereddüde yer vermeyecek derecede ara kararında açık bir şekilde yazılması, yapılması gereken işlerin neler olduğunun belirtilmesi, tanınan sürenin yeterli ve elverişli olması, süreye uyulmamasının doğuracağı sonuçların açıklanması ve tarafların uyarılması gerekir.
Mahkemece, 03.07.2003 tarihli oturumda, taraf vekillerinin beyanları alındıktan ve (eksik) belgeler ibraz edildikten sonra dosyanın bir hukukçu, bir de bankacıdan oluşturulacak bilirkişi heyetine tevdiine, takdir olunan 75.000.000 TL.dan toplam 150.000.000 TL ücret yatırması için davacı vekiline 20 günlük kesin süre verilmesine karar verilmiştir. Bilirkişi incelemesi, tarafların tüm delilerinin ibrazından sonra yapılması gereken bir incelemedir. Taraflara eksik belgeleri ibraz etmesi gibi, muğlak ifade ile süre verilmesi doğru değildir. Ayrıca, verilen kesin süreye riayet etmeme halinde, bunun sonuçları da davacı vekiline hatırlatılmamıştır.
O halde davacı vekiline yukarıda açıklandığı şekilde usulüne uygun süre veya süreler verilerek, bozma kararında belirtilen konularda uzman kişiden denetime elverişli rapor alınarak, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile hükmün yararına BOZULMASINA, takdir edilen 400.00 YTL. duruşma vekillik ücretinin davalı vekilinden alınarak davacı vekiline verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 15.02.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy