(6762 S. K. m. 1301) (1086 S. K. m. 73) (7201 S. K. m. 21, 23) (Tebligat Tüzüğü m. 28/1, 33)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Sivrihisar Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 05.06.2003 tarih ve 2002/369-2003/184 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Deyiş Cesur tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili tarafından TTK.nun 1301 nci maddesi hükmüne dayalı olarak açtığı rücu davası sonucunda mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen karar davalı Osman K tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kasko sigorta poliçesinden kaynaklanan, sigortacının sigortalısına ödediği bedelin zarara sebebiyet veren üçüncü şahıstan ve aracın zorunlu mali sorumluluk sigortacısından halefiyet yoluyla rücuan tahsiline ilişkindir .
Yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp tartışılabilmesi davanın süratle sonuçlandırılabilmesi öncelikle tarafların yargılama gününden haberdar edilmesi ile mümkündür. HUMK.nun 73. maddesine göre, mahkeme, tarafları dinlemeden, onları iddia ve savunmalarını bildirmeleri için usulüne uygun olarak davet etmeden hükmünü veremez. Bu bakımdan davetin ve bunun yazılı şeklinin ( davetiyenin )davadaki önemi büyüktür. Duruşmaya gelinmese dahi ilginin yokluğunda davaya devam edilebileceğine göre, kendisine tebliğ yapılacak kimse gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden çekinirse, Tebligat Tüzüğünün 28. maddesinin 1. fıkrası uyarınca tebliğ memurunun muhatabın adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel olan komşu kapıcı gibi kimselerden veya o yerin muhtar veya ihtiyar kurulu üyelerinden veyahut zabıta amir veya memurlarından soruşturularak vaki olacak beyanı tebliğ mazbatasına yazıp altını imzalatması gerekir. Bu yön özellikle Tebligat Kanunu'nun 23. ve Tüzüğün 33. maddeleri hükmünde de ayrıca vurgulanmıştır.
Değinilen işlemleri nedeniyle tebligat, bilgilendirme yanında, belgelendirme özelliği de bulunan bir usul işlemidir. Bu nedenle tebliğ ile ilgili 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve Tüzüğü hükümleri tamamen şeklidir. Kanun ve Tüzüğün amacı, tebliğin muhatabına ulaşması, konusu ile ilgili olarak kişilerin bilgilendirilmesi ve bu hususun belgeye bağlanmasıdır. Hal böyle olunca, kanun ve tüzük hükümlerinin en ufak ayrıntılarına kadar uygulanması zorunludur.
Davalı Osman K 'a dava dilekçesinin tebliğine dair tebligat parçası incelendiğinde; arkasına kaşe basıldığı, kaşenin boş yerlerinin doldurulduğu komşusuna haber verilmekle birlikte imzalatılmadığı anlaşılmaktadır. Görülüyor ki, tebligat işlemi kanun ve tüzük hükmüne uygun yapılmamıştır. Nitekim, yukarıda açıklandığı gibi, tüzükte belirtilen kimselerden gerekli soruşturmanın yapılıp yapılmadığı tebliğ mazbatasında belirtilmemiş en önemlisi de tebligat yapılacak kişinin adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel olan komşu yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar kurulu veya meclis üyeleri, zabıta amir ve memurlarından tahkik ederek, beyanlarını tevsik etmemiş, komşusunun imzasını almamıştır. Böylece bütün yönler anlamsız kalmıştır.
Oysa tüzüğün 28. maddesinin 1. fıkrası hükmünün aynen yerine getirilmesi halinde, tebliğ memurunun gerçekten muhatabın evine gittiği ve fakat evinde bulunmadığı belgelendirilmiş olur. Bu yolla işlem yapılmış olmadıkça, muhatabın veya muhatap namına tebliğ yapılabilecek kişilerin adreste bulunmadığı yolundaki beyan, tebliğ memurunun soyut beyanından ibaret kalır. Böyle bir beyana dayalı olarak Tebligat Kanunun 21. maddesine göre yapılan tebligatın da geçerliliği kabul edilemez. Mahkemenin davalı Osman K'a gönderdiği tebligatta gerekli araştırmanın yapılmaması ve komşusunun imzasının alınmaması nedeniyle geçersizdir. Bu nedenle anılan davalıya Tebligat Kanunun 21. ve Tebligat Tüzüğünün 28. maddesi uyarınca gerekli tebligat yapılıp, taraf teşkili sağlandıktan ve davalıya savunma hakkını kullanma olanağı verildikten sonra işin esasına girilerek sonuca ulaşılması gereklidir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalının temyiz itirazının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, sair hususların şimdilik incelenmesine yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 12.10.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy