(1086 S. K. m. 382, 388)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İstanbul Asliye 4. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 29.05.2003 tarih ve 2000/617-2003/146 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Berkant Şengel tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkili ve ailesinin 1995 yılından beri davalı nezdinde sağlık sigorta poliçesiyle sigortalı olduğunu, dört yıl sonra ömür boyu yenileme garantisinden faydalanmak için yapılan başvurunun ret edildiğini, müvekkiline MS hastalığı teşhisi konulmasından sonra farklı davranıldığını, hatta bu hastalık hariç olmak üzere yenilemenin kabul edileceğinin açıklandığını, kendisi ve ailesinin ömür boyu yenileme garantisinden yararlanma hakkının bulunduğunu, sigorta sözleşmesinin 6 ncı maddesinde bu durumun düzenlendiğini ileri sürerek, haksız olarak ret edilen istisna olmaksızın ömür boyu yenileme garantisine işlerlik kazandırmak üzere davacı ve ailesinin yenileme hakkından yararlanacağına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının 12.12.1996 başlangıç tarihli olarak sağlık sigortası yaptırdığını, bu sigortanın yıllık olarak yapıldığını, 1997 ve 1998 yılları için yenilendiğini, gerekli sağlık giderlerinin ödendiğini, kayıtsız ve şartsız yenileme garantisi verilmediğini, anılan garantinin verilmesinin belli şartlarda sigortacının ihtiyarında bulunduğunu, özel şart koyabileceğini veya bazı hastalıkları istisna kapsamında tutabileceğini, davacının 1998-1999 dönemi içinde yenileme garantisi talebinin olmadığını, yıllık sağlık poliçesi açısından değerlendirme yapıldığını,1992 yılından beri mevcut olan MS hastalığının gizlendiğini, anılan hastalığa ilişkin 1998-1999 dönemi için ödeme yapıldığını, buna rağmen anılan hastalığının kapsam dışı tutularak yenileme garantisinin verileceğinin kabul edildiğini, müvekkilinin böyle bir mecburiyet içinde bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacının 1995 yılında yaptırdığı sağlık sigortası poliçesi kapsamında tedavi giderlerinin davalı tarafından ödendiği, özel şartların 6 ncı maddesi kapsamında yenileme için davacının başvurduğu, yenilemenin davalı ihtiyarında bulunmasına rağmen bu hakkın hukuka ve objektif iyi niyet kurallarına aykırı kullanılmaması gerektiği, beyan verme yükümlülüğünün katı yorumlanamayacağı, davacının süre uzatımına engel halinin bulunmadığı, taraflar arasındaki ilişki dikkate alındığında ancak tespit kararı verilebileceği gerekçesiyle, davacının sigorta poliçesini yenileyebileceğinin tespitine, reddine karar verilmiştir.
1- Dava, sağlık sigorta sözleşmesi hükümleri uyarınca davacının sigorta poliçesini yenileme hakkı olduğuna karar verilmesi istemine ilişkindir.
Somut olayda mahkemece, davanın hem kabulü hem de reddi yönünde hüküm kurulmuştur. HUMK'nun 382 ve devamı maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği etraflıca düzenlenmiştir. Aynı Yasa'nın 388 nci maddesinin son fıkrasında kararın, hüküm sonucu kısmında taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekeceği vurgulanmıştır. Bu durum karşısında, birbirleriyle tamamen tezat teşkil edecek şekilde hem davanın kabulü hem de reddi yönünde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenle kararın BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 04.04.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy