(2004 S. K. m. 67) (818 S. K. m. 104)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Eskişehir Asliye 3. Hukuk Mahkemesi'nce verilen 18.11.2003 tarih ve 2000/179 - 2003/1139 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Berkant Şengel tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin davalı kooperatifin eski başkanı ve üyesi olduğunu, inşaatları eksik teslim aldığını, bir an evvel tamamlanmaları için işçi ücretlerini kendi cebinden ödediğini, bunların kayıtlarda göründüğünü, tahsili için yapılan icra takibinin itiraz ile durduğunu ileri sürerek, itirazın iptaline, takibin devamına, % 40 inkar tazminatı hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının zararlandırıcı işlemler yaptığını, kasada para mevcutken kamu borçlarını zamanında ödemediğini, tek imzayla kooperatifi borçlandırdığını, kendi borçlarını ödemediği gibi hesaplaşmaya yanaşmadığını, faiz oranının fahiş olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunmalar, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacının davalı kooperatiften alacağının bulunduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, davalının itirazının 3.141.406.000.-TL anapara ile 1.659.709.503.-TL işlemiş faiz üzerinden iptaline, takibin bu miktarlar üzerinden devamına, yasal faiz yürütülmesine, asıl alacak miktarı üzerinden % 40 oranında inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
1- Dava, kooperatife ödünç olarak verilen paranın tahsiline yönelik icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.
Davacı vekili, müvekkilinin davalı kooperatifin eski yönetim kurulu başkanı olduğu dönemde faaliyetlerin devamı için özellikle de inşaatta çalışan işçilerin ücretlerini kendi hesabından ödediğini, borç verdiğini, alacaklarının kayıtlarla da sabit olduğunu iddia etmiştir. Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece davalı kooperatifin defter ve kayıtları üzerinde iki defa yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen raporlara itibar edilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Ancak, hüküm yeterli araştırma ve incelemeye dayanmadığı gibi, karara esas alınan bilirkişi raporları da uyuşmazlığı çözmeye elverişli değildir. Zira, davacının davalı kooperatifin yönetim kurulu başkanlığı yaptığı, defter ve belgelerin kendisinde olduğu, kayıtların kendi denetim ve gözetiminde tutulduğu, defter ve diğer belgelerin teslimi konusunda uyuşmazlık çıktığı dosya kapsamı ile sabittir. Ayrıca, incelemeye esas alınan defterlerin kapanış tasdiklerinin bulunmadığı her iki bilirkişi raporunda da açıklanmıştır. Her ne kadar davalı kooperatifin 22.01.2000 tarihinde yapılan genel kurulunda davacıya ait hesapların ayrıntılı olarak dökümü yapılmış ise de belirtilen alacaklarının kayıtsız şartsız şekilde kabulü söz konusu değildir. Bilirkişi raporlarında davacı tarafından verilen borçların davalı kooperatifçe nerelerde harcandığı, hangi mal ve hizmetin alımında kullanıldıkları, dayanak belgelerin neler olduğu, bu belgelerin sıhhati yönlerinde bir inceleme yapılmamıştır. O halde mahkemece, davalı vekilinin raporlara yönelik ciddi itirazları da dikkate alınarak defter ve kayıtların yanı sıra harcama belgeleri üzerinde de inceleme yaptırılarak, gerçekten borç verme durumunun olup olmadığı, verilen borçların hangi mal ve hizmetin alımında kullanıldıklarının tespiti ile sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
2- Kabul şekli bakımından da, davacı alacağının varlığı ve miktarının tayini yargılamayı gerektirdiğinden koşulları oluşmayan inkar tazminatı isteminin reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde inkar tazminatına hükmedilmesi de yanlış olmuştur.
3- Öte yandan, icra takibinde ana alacağa işlemiş faiz alacağı eklenerek toplamı üzerinden takip tarihinden itibaren temerrüt faizi talep edildiği, BK.nun emredici nitelikteki 104 ncü maddesine aykırılık bulunduğu dikkate alınarak, hüküm kurulurken salt belirlenen ana alacağa takip tarihinden itibaren temerrüt faizi uygulanması yönünde karar verilmemesi de kabul şekli bakımdan doğru olmamıştır.
Sonuç: Yukarıda (1), (2) ve (3) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın, davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 04.04.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy