(6762 S. K. m. 52) (4721 S. K. m. 2) (556 S. KHK. m. 8, 42, 61, 62 )
Dava: Taraflar arasında görülen davada İzmir Asliye 4. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 04.03.2004 tarih ve 2002/1698-2004/155 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi duruşmalı olarak davalı ve karşı davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 31.05.2005 gününde davacı avukatları Ogün Kayacan ve Avni Aksu ile davalı avukatı Cahit Kişioğlu gelip, temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraflar avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi Dilek Çakıroğlu tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, Aksan Otomotiv markasının müvekkili adına hizmet ve ticaret markası olarak tescilli olduğunu, davalının, Aksan ibaresini bu marka ile iltibas yaratacak şekilde şirket tabelalarında, sattığı araçların üzerinde, ilan ve reklamlarında, basılı evraklarında kullandığını ileri sürerek 556 sayılı KHK'nin 62.maddesi gereğince markaya tecavüzün tespit ve men'ine, ilan, reklam ve basılı evrakların imhasıyla hükmün ilanına karar verilmesini istemiştir.
Davalı (karşı davacı) vekili, davacı ve davalı şirket ortakları arasındaki fiili ortaklığın 1978 yılında başladığını, 1982 yılında Aksan Motorlu Araçlar Ticaret ve Sanayi Kolektif Şirketi'ni ve daha sonra başka şirketleri kurduklarını, Aksan marka ve ünvanını yaratıp, meşhur-maruf hale getirenin bu tarihten beri motorlu araçlar ticaretiyle uğraşan davacı ve davalı şirket ortakları olduğunu, 2000 yılı başlarında karşılıklı hisse devirleriyle ortak ticari faaliyetlerinin sona erdiğini, ortaklıkları sona erdikten sonra ayrı ayrı iki tarafın da Aksan sözcüğünü ünvanları içinde ve tescilsiz marka olarak kullanmaya devam ettiklerini, taraflar arasında Aksan unvan ve markasının kullanımı konusunda kısıtlayıcı bir sözleşme yapılmadığını, 556 sayılı KHK'nin 61. maddesinde belirtilen tecavüz hallerinden hiç birisinin mevcut olmadığını, birlikte oluşturulup tanıtılan markayı ortaklıktan ayrıldıktan bir süre sonra kendi adına tescil ettiren davacının, Aksan sözcüğünün kullanımını kendi tekeline almaya çalışmasının ve tescilden 1,5 yıl sonra dava açmasının hakkın kötüye kullanımı olduğunu, müvekkilinin Aksan Otomotiv markasını değil, Aksan ibaresini şirket ünvanında kullandığını, marka hakkını ihlal kastı bulunmadığını, müvekkilinin Aksan sözcüğünü kullanımının davacı şirketin kuruluşu ve marka tescilinden çok önce olduğunu savunarak asıl davanın reddini istemiş, karşı davada, müvekkilinin davacı (karşı davalı) şirketin kuruluşundan önce Aksan markasını otelinde, otomobil alım-satımında-BMC bayiliği gibi büyük ve dikkat çeken işletmelerde kullanarak tanıtıp, ayırt edici nitelik kazandırdığını ileri sürerek davacı adına olan Aksan Otomotiv marka tescilinin hükümsüzlüğüne karar verilmesini istemiştir.
(Karşı) Davalı TPE vekili, tescil başvurusu yapılan markaya süresinde itiraz olmadığından yasal prosedüre uygun tescil yapıldığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece toplanan delillere göre, aile şirketleri olan taraflar arasında 1982-2000 yılları arasındaki ortaklık ilişkisinde Aksan sözcüğünün kurulan şirketlerde ticaret ünvanının esaslı unsuru olarak tescil edilip kullanıldığı, şirketlerin bu ünvanla piyasada maruf ve meşhur hale geldikleri, TTK'nun 52. maddesi gereğince ünvanların sahibine koruma hakkı sağlayacağı, bu ibarenin tanınmış tescilsiz marka halini aldığı, davalı (karşı davacı) şirketin marka hakkına sahip davacıdan daha önce kurulup ticaret siciline tescil edildiği, dolayısıyla Aksan sözcüğünün bu şirketin ünvanında davacıdan daha önce kullanılıp piyasada tanıtıldığı ancak Aksan Otomotiv markasının 23.10.2000 tarihinde davacı adına hizmet markası olarak tescil ettirildiği, davalı şirket 556 sayılı KHK.'nin 8. maddesine göre tescili red hakkına sahip iken bunu kullanmadığı, red hakkını kullanmasa bile davacı şirketten daha önce faaliyete geçmiş olduğundan tanınmış markalarla ilgili marka iptal davasını tescilden itibaren 5 yıl içinde ve kötü niyetli olmadığından 556 sayılı KHK'nin 42. maddesi gereğince süre şartına bağlı olmaksızın her zaman açabileceği, davalının marka tescilinden önce 20.12.1999 tarihinde BMC ile bayilik sözleşmesi imzaladığını davacı bildiğinden 14.6.2002 tarihinde marka hakkının ihlal edildiğini belirterek dava açmasının MK.'nun 2. maddesine aykırılık teşkil edeceği, tescilli markaya tecavüzün söz konusu olmadığı, davalı (karşı davacı) Aksan markasını kullanma hakkına sahip olduğundan tescilli markanın hükümsüzlüğünü talep edebileceği gerekçesiyle asıl davanın reddine, karşı davanın kabulüyle, davacı (karşı davalı) adına tescilli Aksan Otomotiv markasının hükümsüzlüğüne karar verilmiştir.
1- Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun, 20.11.2003 tarih ve 537 sayılı, 5846 sayılı Kanun ile 551, 554, 555, 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'lerden kaynaklanan hukuk davaları ihtisas mahkemesi olan Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi kurulmayan yerlerde, Ticaret Mahkemesi, müstakil Ticaret Mahkemesi'nin bulunmadığı yerlerde bir ve iki nolu Asliye Hukuk Mahkemesi varsa 1 numaralı, ikiden fazla Asliye Hukuk Mahkemesi varsa 3 numaralı Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğuna ilişkin kararı, yine 16.09.2004 tarih ve 396 sayılı kararı ve daha sonra alınan 22.10.2004 tarihli açıklama kararı ile, anılan Kanun Hükmünde Kararnamelere ilişkin davalar bakımından, Asliye Ticaret Mahkemesi kurulmuş olup olmamasına bakılmaksızın, bir yada iki Asliye Hukuk Mahkemesi olan yerlerde bir numaralı Asliye Hukuk Mahkemesi, ikiden fazla Asliye Hukuk Mahkemesi olan yerlerde 3 numaralı Asliye Hukuk Mahkemesi görevlendirilmiştir.
Mahkemelerin görevi kanunla düzenlenmiş olup, görev kamu düzenine ilişkindir ve yargılamanın her aşamasında re'sen nazara alınması gerekmektedir. Bu durumda, mahkemece anılan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kararları gereğince, İzmir 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin görevli olduğu gözetilerek, görevsizlik kararı verilmesi gerekir iken işin esasına girilip yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.
2- Bozma neden ve şekline göre, davalı (karşı davacı) vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı (karşı davacı) vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, takdir edilen 400.00 YTL. duruşma vekillik ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 31.05.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy