(6762 S. K. m. 1301) (7201 S. K. m. 35) (2709 S. K. m. 36) (1086 S. K. m. 73, 163) (Tebligat Tüzüğü m. 55)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İstanbul Asliye 9. Hukuk Mahkemesi'nce verilen 30.03.2004 tarih ve 2002/571-2004/137 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Ramazan Özcan tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, davalının kullandığı aracın çarpması sonucu, müvekkiline hayat sigortası ile sigortalı Halise Çevik'in yaralandığını ve tedavi giderleri 3.711.282.735.TL.nın kendilerince karşılandığını ileri sürerek, anılan meblağın tahsilini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece; dosyadaki belgelere ve bilirkişi ön raporunda bildirilen eksikliklerin verilen kesin süreye rağmen davacı vekilince tamamlanmadığı, buna göre davanın ispatlanamadığı gerekçeleriyle, davanın reddine karar verilmiştir.
1- Dava, TTK.nun 1301 nci maddesi hükmüne dayalı hayat sigortası sözleşmesinden kaynaklanan rücuen tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece, davalıya çıkarılan ilk tebligatın iadesi üzerine, davalının trafik sicilinde kayıtlı adresi araştırılarak, bu adrese tebligat yapılmış ve iade üzerine, aynı adrese bu kez 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 35 nci maddesine göre tebligat yapılmıştır. Oysa, araştırma yazısına Trafik Tescil Denetleme Büro Amirliği'nin 05.10.2002 tarihli cevap yazısında, davanın açıldığı 27.06.2002 tarihinden önce 16.03.2001 tarihinde aracın bir başka kişiye satıldığı açıkça belirtilmiş olup, bu durumda davalıya yapılan tebligat usulsüz olacaktır.
7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 35/son ve Tüzüğün 55. maddesi uyarınca, adresini değiştiren kimse yenisini ilgili bir kısım resmi mercilere bildirmediği veya yeni adres tebliğ memurunca tespit edilemediği takdirde, tebligat, anılan hükümlere göre yapılacaktır. Ancak, davalının sicile kayıtlı aracını, davadan 1,5 yıl önce sattığı anlaşıldığından, davalının değişen adresini Trafik Tescil Bürosuna bildirme zorunluluğu bulunmadığına göre, bu zorunluluğa dayanılarak anılan yasa hükmüne göre yapılan tebligatın geçerli sayılması düşünülemez. Bu durumda, davada taraf teşkili sağlanmamış olup, karar bu bakımdan doğru olmamıştır.
1982 Anayasasının 36. ve HUMK. nun 73. maddelerinde, taraflar dinlenmeden, iddia ve savunmalarını beyan etmeleri için davet edilmeden, karar verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.
O halde, mahkemece, davalıya yeniden tebligat yapılarak, taraf teşkili sağlandıktan ve davalıya savunma hakkı sağlandıktan sonra karar verilmesi gerekirken, taraf teşkili sağlanmaksızın esasa ilişkin karar verilmesi doğru değildir.
2- Kabule göre de mahkemece, karara dayanak yapılan, kesin süreye uyulmama gerekçesi, kesin sürenin veriliş tarzına göre ile doğru olmamıştır.
HUMK'nun 163 ncü maddesi hükmüne göre kanunun tayin ettiği müddetler kesin olduğu halde, hakimin tayin ettiği süreler kural olarak kesin değildir. Hakim kendi tayin etmiş olduğu bir süreyi, süre geçmeden azaltıp, çoğaltabileceği gibi, süre geçtikten sonra tarafa isteği üzerine ikinci bir süre de verebilir. Hakim tayin ettiği bir sürenin kesin olduğuna karar vermişse sürenin kesin olduğunun hiçbir tereddüde yer vermeyecek derecede ara kararında açık bir şekilde yazılması, yapılması gereken işlerin neler olduğunun belirtilmesi, tanınan sürenin yeterli ve elverişli olması, süreye uyulmamasının doğuracağı sonuçların açıklanması ve tarafların uyarılması gerekir.
Davada, mahkemece, ilk olarak 18.11.2003 tarihli celsede bilirkişi ön raporunda belirtilen eksiklerin giderilmesi için davacı vekiline süre verilmiş ve daha sonraki 27.01.2004 tarihli celsede önceki ara karara atıf yapılmak suretiyle kesin süre verilmiştir. Mahkemenin her iki ara kararında da hangi eksikliklerin giderileceği açıkça belirtilmediği gibi, yerine getirmememe durumunun müeyyidesi de belirtilmemiştir.
O halde davacı vekiline yukarıda açıklandığı şekilde usulüne uygun süre veya süreler verilerek inceleme yapılmak suretiyle hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda (1) ve (2) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 31.05.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy