(6762 S. K. m. 1281, 1282, 1292) (2918 S. K. m. 85, 91) (Kara Taşıtları Kasko Sigortası Genel Şartları A.1, A.5)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İstanbul Asliye 4. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 25.02.2004 tarih ve 2002/957-2004/78 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Salih Çelik tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin, davalı şirkete kaskolu aracının dava dışı bir araca çarpması sonucu hasarlanması üzerine, kendi aracı için 3.750.000.000. TL tamir bedeli, karşı araç malikine de 4.500.000.000. TL ödeme yaptığını, bunun 2.000.000.000. TL olan bölümünün dava dışı trafik sigortası kapsamında kaldığını, bakiye 2.500.000.000. TL. nın davalının sorumluluğunda olduğunu, dava tarihine kadar işleyen faiz de dahil olmak üzere toplam 7.850.000.000. TL. nın davalı tarafından ödenmediğini ileri sürerek, bu meblağın faiziyle birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, kazanın iddia edilen yer ve şekilde meydana gelmediğini, tutanak düzenletilmediğini, kusur oranlarının belirlenememesine neden olunduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, dosya kapsamına ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, hasar noktaları ile iddia edilen oluşun uyum sağlamadığı, davacının doğru beyanda bulunmadığı ve sözleşmeye aykırı davrandığı, edimini yerine getirmeyen, davacının tazminat istemeyeceği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Dava, kasko sigorta poliçesinden kaynaklanan iki ayrı tazminat istemine ilişkindir. İstemlerden biri, davacının kendi aracının uğradığı zararın, diğeri karşı araca ödediği zararın tazminine yöneliktir. Davalı şirkete kasko sigortalı araçtaki hasarın (rizikonun) poliçe yürürlük süresi içerisinde meydana geldiği uyuşmazlık konusu değildir.
Davalı sigorta şirketi, kasko sigorta poliçesini düzenlediği davacıya ait aracın yaptığı kazanın belirtilen yer ve şekilde olmadığını, kaza tespit tutanağı düzenletilmediğini savunarak, hasar bedelini ödemekten kaçınmıştır.
Mal sigortaları türünden olan kasko sigortası poliçesinin teminat kapsamını belirleyen A/1 maddesine göre, gerek hareket gerekse durma halinde iken sigortalının veya aracı kullananın iradesi dışında araca ani ve harici etkiler neticesinde sabit veya hareketle bir cismin çarpması veya aracın böyle bir cisme çarpması, müsademesi, devrilmesi, düşmesi, yuvarlanması gibi kazalar ile üçüncü kişilerin kötü niyet ve muziplikle yaptıkları hareketler, aracın yanması, çalınması veya çalınmaya teşebbüs sonucu oluşan maddi zararların bu tür sigortanın teminat kapsamında olduğu anlaşılmaktadır.
Diğer yandan, olayın bildirilenden farklı şekilde gerçekleşmiş olması, tek başına rizikoyu sigorta güvencesinden yoksun kılma sonucunu doğurmamaktadır. Zira, kural olarak, TTK. 1282 nci maddesi uyarınca sigortacı, geçerli bir sigorta ilişkisi kurulduktan sonra oluşan rizikolardan sorumlu olduğu gibi aynı Yasa'nın 1281 nci maddesi hükmüne göre kural olarak, rizikonun teminat dışında kaldığına ilişkin savunmanın, sigortacı tarafından kanıtlanması gerekmektedir. Olayın sigortalının ihbar ettiği şekilde değil de sigortacının savunduğu şekilde gerçekleşmesi halinde ise, bu oluş şeklinin Kasko Sigortası Genel Şartları'nın A.5 nci maddesinde sayılan teminat dışında kalan hallerden olması halinde sigortacı ödemekten kurtulabilir. Ayrıca, riziko başlı başına teminat dışında kalmıyor olsa bile, yapılan ihbar yanlışlığının doğrudan zarar sorumlularına rücu hakkını etkisiz kılma sonucunu ortaya çıkardığını sigortacının kanıtlaması halinde de sigortacının sorumluluktan kurtulması mümkündür. İlkeler yukarıda anlatılan şekilde olmakla birlikte, sigortalı Kasko Poliçesi Genel Şartları'nın 1.5 nci maddesi ve TTK. nun 1292/3 ncü maddesi uyarınca rizikonun gerçekleştiğine dair doğru ihbar mükellefiyetini kasten yerine getirmez veya iyiniyet kurallarına açıkça aykırı şekilde sigorta teminatı dışında kalan bir hususu sanki bu oluşan rizikonun teminat içinde imiş gibi ihbar ederse, ispat külfeti yer değiştirip oluşan rizikonun teminat içinde kaldığının ispat külfeti sigortalıya geçer.
Yukarıda anılan ilkeler ışığında somut olay incelendiğinde, davacının aracını kullanan sürücü ile karşı araç sürücüleri kaza sonrasında, yolu tıkamamak için kaza yerinden ayrılmaları nedeniyle kaza tespit tutanağı tanzim ettirmemiş olduklarını polisçe alınan ifadelerinde bildirmiş olup, kazayı doğrudan, belgeleyen resmi bir belge bulunmamaktadır. Davacının aracını kullanan sürücü beyanları ve karakol önünde bulunan araçtaki hasarlara göre polis karakolunda olaydan sonra tutulan tutanağı esas alan bilirkişi incelemesi sonucunda araçtaki hasarların anlatılan kaza şekli ile oluşamayacağı belirlenmiş ise de,bu husus tek başına ispat yükünün davacıya geçmesini sağlamaya yetecek bir delil değildir. Zira, aracın frene basılarak ters ya da yan dönmesi sonrasında çarpmanın oluşması halinde, aracın sağ tarafının hasar görmesi de esasen mümkün olup, bu durumda davalı sigorta şirketi üzerine düşen ispat külfetini yerine getirmemiştir. Karşı aracın sürücüsü ve plakası da belli olduğuna göre, davalının rücu hakkının ihlali durumu da bulunmamaktadır.
O halde mahkemece, ispat külfetinin yer değiştirmediğinin kabulü ile davalının varsa başka delillerinin ibraz ettirilip, değerlendirilmesi, davacı vekilinin rapora itirazının da üzerinde durulması, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, kanıt yükü ters çevrilerek, yazılı olduğu şekilde eksik incelemeye dayalı olarak karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Öte yandan, kasko poliçesinde, dava dışı karşı araca hasar veren davacı aracı için İMSS teminatı da verilmiş olmakla, poliçede belirlenen İMSS limiti çerçevesinde davacı işletenin 2918 sayılı KTK. nun 85/1 nci madde hükmündeki hukuki sorumluluğunu, davalı sigortacı aynı Kanun'un 91 nci madde hükmü uyarınca üzerine almış bulunmaktadır. Davacı açısından 3 ncü kişi durumunda olan dava dışı karşı araca verdiği dava konusu hasarı, ona ödedikten sonra davacı, rücu hakkını kazanmış olacağından, İMSS kapsamında kalan bölümünün davalı tarafından karşılanmasını talep hakkını haizdir. Davacı, karşı araç malikine ödeme yaptığını ileri sürerek, bunun da tahsilini istemiş olup, bu istem bölümüne ilişkin olarak, iddia ve savunma üzerinde durulup, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, olumlu ya da olumsuz bir hüküm tesis edilmemesi de doğru olmamıştır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 06.06.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy