(6762 S. K. m. 1281) (Kara Taşıtları Kasko Sigortası Genel Şartları m. A.5)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Mersin Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 29.04.2005 tarih ve 2002/866-2005/224 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Abdullah Turgut tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin davalı sigortacıya kasko poliçesi ile sigortalı aracı hasarlandığı halde ödeme yapılmadığını ileri sürerek, 7.725.471.646 TL'nın temerrüt faiziyle birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, kazanın yol kenarında bulunan mıcırın etkisi ile oluştuğu, alkolün etkisi ile oluşmadığı gerekçeleriyle, davanın kısmen kabulü ile 6.511.203.077 TL'nın davalıdan temerrüt faiziyle tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, kasko sigorta poliçesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.
Uyuşmazlık, rizikonun teminat dışı kalıp kalmadığı noktasında toplanmaktadır.
Dairemizin yerleşik uygulamasına göre, Kara Taşıtları Kasko Sigortası Genel Şartlarının A.5.5 maddesi hükmü gereğince, hasarın teminat dışı kalabilmesi için kazanın meydana geliş şekli itibariyle, sürücünün münhasıran, diğer anlatımla sadece ve tek başına alkolün etkisi altında kaza yapmış olması gerekmektedir. Bu itibarla, sürücünün alkollü olması tek başına hasarın teminat dışı kalmasını gerektirmez. Böyle bir nedenle, hasarın teminat dışı kaldığının kanıt yükü de TTK. nun 1281 inci maddesi hükmü uyarınca, sigortacıya düşmektedir. Sürücünün aldığı alkolün oranının doğrudan doğruya sonuca etkisi bulunmadığından, mahkemece nöroloji uzmanı ve trafik konularında uzman bir bilirkişinin de yer aldığı kurul tarafından, olayın salt alkol etkisi altında gerçekleşip gerçekleşmediğinin, başka unsurların da olayın meydana gelmesinde rol oynayıp oynamadığının saptanması ve sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekmektedir.
Ne var ki, mahkemece, bu yönde yapılan inceleme ve araştırma yeterli değildir. Zira; 28.02.2005 havale tarihli raporda alkole ilişkin inceleme yapılmamış, Adli Tıp Trafik Dairesinden alınan raporda ise, aralarında nöroloji uzmanı bulunmayan kurul tarafından rapor düzenlenmiş olup, anılan raporlarda Dairemizin yerleşik uygulamasında açıklanan kazanın münhasıran alkolün etkisi altında meydana gelip gelmediği hususu somut olaya ilişkin olarak tartışılmamıştır.
O halde, mahkemece, nöroloji uzmanı doktor ve trafik uzmanından oluşturulacak bilirkişi heyetine inceleme yaptırılarak, olayın meydana geliş şekli itibariyle, kazanın münhasıran sürücünün aldığı alkolün tesiri altında ileri gelip gelmediğinin tespit ettirilmek ve sonucuna göre karar verilmek gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 31.10.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy