(1163 S. K. m. 16) (4721 S. K. m. 2)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Sarayköy Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 23.03.2005 tarih ve 2004/339-2005/235 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Ramazan Özcan tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin davalı kooperatifin ortağı olduğunu, ancak ortaklıktan çıktığı gerekçesiyle yolcu taşıma sırasına sokulmadığını, bu konudaki ihtarına cevap verilmediğini ve müvekkilinin ihraç edildiğine ilişkin bir kararın da kendisine tebliğ edilmediğini ileri sürerek, kooperatif ortağı olduğunun tespiti ile yolcu taşıma hakkına el atmanın önlenmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı kooperatif vekili, davacının daha önce gönderilen iki ihtardan sonra 04.01.1995 tarihinde ihraç edildiğini, davacının 30.09.1994 tarihinden beri kooperatife hiçbir başvurusunun olmadığını ve iddiasının dürüstlük kuralına aykırı olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, davacı hakkındaki ihraç kararının hiçbir yasal gerekçe taşımadığı, davacıya tebliğ edilmediği ve bu nedenle davacıyı bağlamadığı gerekçesiyle, davanın kabulüne, hakkında çıkarma kararının bulunmadığının ve ortaklığının tespitine, 04.01.1995 tarihli ihraç kararının iptaline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, kooperatif üyeliğinin tespiti ve ihraç kararının iptaline ilişkin olup, mahkemece, ihraç kararının usulsüz olduğu ve davacıya tebliğ edilmediği gerekçeleriyle, davanın kabulüne ve ihraç kararının iptaline karar verilmiş ise de; dosya kapsamına göre, davacının 1994 yılından beri kooperatif ile hiç ilişki kurmadığı ve taşıma yapmadığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda, şayet davacının 1994 yılından ihtar tarihine kadar, kooperatife karşı aidat ödeme ve benzeri bir takım yükümlülükleri bulunduğu ve bunları yerine getirmediği halde, bu kadar zaman sonra bu davayı açmış ise, davacının bu davası TMK. nun 2. maddesi hükmü kapsamında iyiniyet kurallarına aykırı sayılacaktır. Ancak, davacının bu dönemde, herhangi bir yükümlülüğünün bulunmadığının anlaşılması halinde ise, aradan geçen sürenin, davacı bakımından bir etkisi olmayacaktır.
O halde, mahkemece, anılan husus üzerinde durularak, davacının durumunun buna göre değerlendirilmesi gerekirken, bu husus araştırılmaksızın eksik incelemeye dayalı olarak, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş ve bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle, hükmün davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 13.11.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy