(818 S. K. m. 388, 390) (4721 S. K. m. 2)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Çatalca Asliye 1. Hukuk Mahkemesi'nce verilen 08.03.2005 tarih ve 2001/237-2005/75 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi D.C. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra, işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Davacılar vekili, asıl davada, müvekkili N.ye ait şirket hissesinin % 50'sinin davalı S.'ye verilen vekalet ile davalı N.ya devredildiğini, davalı S. ile müvekkilleri arasında görünüşte vekalet ilişkisi bulunsa dahi gerçekte yetkisiz temsilcilik ilişkisi olduğunu, diğer davalının da bu durumu bildiğini, şirket hisselerinin gerçek değerinin çok altında satıldığını ileri sürerek, davalı N.ya ve birleşen davanın davalısı M.'ye hile ile devredilen şirket hissesinin % 25'inin müvekkili N., %25 müvekkili B.'ye ait olduğunun tespitine, aksi halde şimdilik % 50 hisseye karşılık 500.000.000.000.-TL'sinin davalı S.'den tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı A. vekili, yetki itirazında bulunarak ikrah nedeni ile açılan davada 1 yıllık dava açma süresinin geçirildiğini, vekalet ile devraldıkları şirket hisse bedeli karşılığı verilen senetlerin icra marifetiyle tahsil edildiğini, yapılan devir işlemlerinin usulüne uygun olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı S., davaya cevap vermemiştir.
Birleşen davanın davalısı M. vekili, usulüne uygun vekaletname ve devir işlemi ile şirket hissesinin müvekkiline geçtiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve tüm dosya kapsamına göre, davacının kendi serbest iradesi ile noterden hisse devir sözleşmesi yaptığı, % 25 hissenin 80.000.000.000.- TL'ye devredildiği, muvazaa ya da baskı iddialarının samimi bulunmadığı, şirketin kayıtlı sermayesine göre devir işlemi gerçekleştiğinden, davacı B. vekili olan davalı S.'nin özen borcuna aykırı davrandığının tespit edilmediği, hisse devir bedelinin davacı B.'ye teslim edildiğinin kanıtlanamadığı gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, davacı N.nin her iki davalı yönünden davasının reddine, davacı B.'nin davalı A. ve M. aleyhine açtığı davanın reddine, davalı B.'nin davalı S. aleyhine açtığı davanın kısmen kabulüyle, 80.000.000.000.- TL'si hisse devir bedelinin S'den tahsili ile B' ye ödenmesine karar verilmiştir.
Kararı davacılar vekili temyiz etmiştir.
Dava, limited şirket hisse devir sözleşmesi ile devredilen hisselerin önceki hisse sahiplerine ait olduğunun tespiti, aksi halde 500.000.000.000- TL.'sı hisse bedelinin tahsili istemine ilişkindir.
BK.'nun 388 ve 389. maddeleri hükmüne göre, vekil, sözleşme ile üzerine aldığı borçların yerine getirilmesi konusunda iş sahibinin talimatına ve talimat alınamayacak durumda, normal olarak bu talimat ne yolda olacak idi ise ona göre davranma zorunluluğundadır. Borçlar Kanunu'nun temsil ve vekalet sözleşmelerini düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar. Borçlar Kanunu'nda sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 390/2. maddesinde vekil, müvekkiline karşı vekaleti hüsnüniyetle ifa ile mükelleftir... hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, Medeni Kanunun 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (re 'sen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek, en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış, daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır. Davacı N., ... Ltd. Şti.'nde bulunan % 50 hissesini 500.000.000.000.- TL'sı bedelle davalılardan A.'ya devrettiğini beyan etmiş ve davalı da bunu doğrulamış olup, daha sonra şirketin güç kaybettiği ya da hisselerin değer yitirdiği de savunulmuş değildir. Bu durumda şirket hisselerinin davacılar vekili tarafından daha düşük bedelle diğer davalılara devredilmesi vekalet akdinin kötüye kullanıldığını gösterir ve şirket hissedarı ve O'nun kardeşi olan diğer davalı da iyi niyet iddiasında bulunamaz.
O halde mahkemece, yukarıdaki ilke ve olguları kapsar biçimde araştırma ve inceleme yapılarak sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, eksik soruşturma ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı biçimde hüküm kurulması doğru değildir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 21.12.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy