(1163 S. K. m. 16, 17) (11. HD. 12.12.2005 T. 2004/14856 E. 2005-12200 K.)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 27.07.2005 tarih ve 2004/474 - 2005/263 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Salih Çelik Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin davalı kooperatif üyeliğinden istifa ederek ayrılmasına rağmen, davalının aidatları iade etmemesi üzerine başlattıkları takibin, davalının haksız itirazı üzerine durduğunu ileri sürerek, itirazın iptalini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, dosya kapsamına ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekilleri temyiz etmiştir.
1- Dava, davalı kooperatif üyeliğinden istifa eden davacının yaptığı ödentilerin iadesi için başlattığı icra takibine davalının vaki itirazının iptali istemine ilişkindir.
1163 sayılı Kooperatifler Kanununun 17/1 inci maddesi ve anasözleşmenin 15 nci maddesi gereğince, kooperatiften ayrılan ortak, ödemiş olduğu aidatın tamamını değil ayrıldığı yıl bilançosuna göre hesaplanacak olan masraf hissesi düşüldükten sonra bakiyesinin iadesini talep hakkını haiz ve bilançonun genel kurulca kabulü suretiyle kesinleşmesinden itibaren bir ay geçtikten sonra bu hak talep edilebilir. Aynı Kanun'un 17/2 nci maddesi uyarınca kooperatifin mevcudiyetini tehlikeye düşürecek olması nedeniyle ödemelerin geciktirilmesine ilişkin bir genel kurul kararı alınmış ve mahkemece, ödemenin kooperatifin mevcudiyetini tehlikeye düşürecek nitelikte olduğu bilirkişi raporu ile saptansa dahi, bu, sadece kooperatife ödemeyi geciktirme hakkı verir ise de alacağın muacceliyet tarihini etkilemez.
Somut olayda, davacının istifasının kabul edildiği yılın bilançosunun onaylandığı genel kurul toplantısını izleyen bir ayın sonu olan 12.03.2001 tarihinde alacak, muaccel olmuş iken, ayrılan ortaklara müracaat tarihinden itibaren altı ay sonra, ödemenin yapılmasına ilişkin 14.01.1996 tarihli kesinleşen genel kurul kararına göre, temerrüt faizi başlangıcını 11.09.2001 olarak belirleyen bilirkişi raporunun hükme esas alınması doğru olmamıştır. Zira, anılan genel kurul kararı, dayanağını 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 17/2 nci madde hükmünden alan ödemelerin geciktirilmesi kararı niteliğinde bir karar olmadığı gibi, bu karar davacının alacağının muaccel olmasından önce alınmıştır. Ayrıca, temerrüt faizi başlangıcı, yasa ve anasözleşmenin öngördüğü tarihe aykırı olarak, genel kurulca, bu hak doğmadan önce belirlenemez, belirlense ve karar kesinleşse dahi geçerli görülemez.
Bu durumda, mahkemece, işlemiş faizin başlangıcının 12.03.2001 tarihi olarak ele alınması, buna göre bunun miktarının hesaplatılması gerekirken, yazılı tarihin esas alınması doğru olmamıştır.
2- Diğer yandan, davacı üyenin, istifanın kesinleşmesine kadar gecikme faizi borcunun çıkma payının iadesi sırasında mahsubunun yapılması gerektiği sonucuna da varan bilirkişi raporunun hükme esas alınması da doğru olmamıştır. Şöyle ki;
Her ne kadar istifa eden ortakların yükümlülükleri, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 16/son maddesine kıyasen, istifanın kesinleşmesine kadar devam edeceğinden, davacının bu tarihe kadar parasal yükümlülüklerini yerine getirmesi gerekir ise de, bu hükmün esasen sonradan ihraç kararını iptal ettirerek yeniden ortaklığa dönen, diğer bir anlatımla ortaklık ilişkisi ile hak ve yükümlülükleri devam eden ortaklar için geçerli olduğunun, ortaklıktan istifası ya da ihracı kesinleşen ve bu nedenle hak ve yükümlülükleri sona eren ortaklar için uygulanamaması gerektiğinin kabulü icap eder. Zira, ortaklık ilişkisi sona eren ortakların sona ermeden itibaren akçalı yükümlülükleri devam etmeyeceği için, bu gibi ortaklara haklarını iade etmek durumunda olan kooperatifin bu aşamada, önce bu ortaklardan akçalı yükümlülüklerini yerine getirmelerini istemesini doğru görmemek gerekir. Aksi halde, ortaklığın sona ermesine kadar yatırılmayan bir kısım aidat asıllarının tekrar yatırtılması durumunda zaten, bunların da yine iade kapsamında geri verilmesi gerekeceğinden, bunların iade aşamasında, kooperatife ödetilmesinde davalının hukuki yararı bulunmadığı kabul edilmelidir. Temerrüt faizi, iade kapsamında olmadığı için faizin ödetilmesine ilişkin davalının hukuki yararının bulunabileceği akla gelebilirse de, temerrüt faizi asıl alacağın ayakta kalmasına bağlı fer'i nitelikte bir borç olduğundan, temerrüt faizini asıl alacaktan ayrı ele almamak ta gerekir. Dairemizin 30.11.2005 tarih ve 2004-13988/2005-11682 sayılı; 12.12.2005 tarih ve 2004-14856/2005-12200 sayılı; 15.05.2006 tarih ve 2005-5373/2006-5646 sayılı ilamları bu yöndedir.
Hükme esas bilirkişi asıl ve ek raporunda, 04.07.1996 tarihli kesinleşen genel kurulda, borçların çıkma payı sırasında mahsup edilmesine karar verildiği ve Dairemizin 2005/3822 sayılı kararının da aynı yönde olduğu belirtilmiş ise de, bu genel kurul kararı, davacının alacağının muaccel olmasından önce alınmıştır. Ayrıca, yasa ve anasözleşmede mahsuba ilişkin bir hükme yer verilmemiştir. Genel kurulca, davacının hakkı doğmadan önce, bu yönde bir karar alınması ve karar kesinleşse dahi geçerli görülemez. Dairemizin son uygulaması, önceki uygulamasını yansıtan 2005/3822 sayılı karar yönünde de değildir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 04.12.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy