(1086 S. K. m. 275, 283, 284, 286) (6762 S. K. m. 1301)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Edirne Asliye 2.Hukuk Mahkemesi'nce verilen 30.12.2004 tarih ve 2003/692-2004/447 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi İhsan Akgül tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı sigorta vekilince TTK. nun 1301 inci maddesi hükmüne dayalı olarak, davalı aleyhine açılan, rücu davası sonunda, mahkemece davanın reddine ilişkin verilen karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
HUMK. nun 275. maddesinde, mahkemenin çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceğini hükme bağlamıştır. İşin çözümünde teknik bilgi ve birikimin gerekliliğine inanılarak bilirkişi incelemesi yaptırıldığına göre, verilen rapor yetersiz, noksan ve müphem ise, mahkeme anılan yasanın 283. maddesi gereğince, bilirkişiden izahat ve açıklama ile yeni ek rapor isteyebileceği gibi, 284. madde gereğince de, yeni bir bilirkişi heyeti oluşturularak yeni bir rapor alabilir.
Somut olayda, mahkemece, uyuşmazlığın çözümü hakim tarafından bilinemeyen özel ve teknik bilgiyi gerektiren bir halin varlığı kabul edilerek HUMK. nun 275. maddesine uygun olarak iki ayrı bilirkişi heyetinden rapor alınmış, ancak her iki bilirkişi raporunun da gerçeği yansıtmadığı gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm kurulmuştur.
HUMK. nun 286. maddesinde belirtilen bilirkişinin rey ve mütalaasının hakimi bağlamayacağı hükmü, hakimin bilirkişi raporunu serbestçe takdir edeceği, bilirkişi raporunu yeter derecede kanaat verici bulmazsa bilirkişiden ek rapor (HUMK. 283. md.) alabileceği veya yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırabileceği (HUMK. 284. md.) şeklinde anlaşılmalıdır. Yoksa, hakimin bir kez bilirkişiye gittikten sonra bundan dönerek uyuşmazlığın çözümünün hakimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki ve mesleki bilgi ile çözümlenebileceği kabul edilemez, kaldı ki, somut uyuşmazlığın çözümü de bilirkişinin rey ve mütalaasına başvurulmasını zorunlu kılar niteliktedir.
Bu durumda, mahkemece, yukarıda açıklanan ilke çerçevesinde değerlendirme yapılarak, yeni bir bilirkişi heyeti oluşturulup, yeni bir rapor alınması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı hüküm kurulması doğru olmamış ve bu nedenle hükmün davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 15.01.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy