(1086 S. K. m. 388, 428) (2709 S. K. m. 141)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İzmir Asliye 5. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 28.07.2005 tarih ve 2005/69-470 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi duruşmalı olarak davalı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 03.04.2007 gününde davacı avukatı Mustafa Akıncıoğlu gelip, davalı vekili tebligata rağmen gelmediğinden, temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatı dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi Ayşe Altun tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkili tarafından yurt dışındaki firmaya sattığı tekstil ürünlerinin taşınması için davalı tarafa teslim edildiğini, ihracatı ve satışı FOB ve vesaik mukabili yapılan ürünlerin alıcı firmanın iflası nedeniyle davalı şirket deposundan çekilemediğini, bekleme süresinde çekilmeyen bu mallara ilişkin ihracat vesaikinin yurt dışındaki muhabir banka tarafından yurt içi aracı bankaya iade edildiğini, malın müvekkiline iadesi yönündeki sözlü ve yazılı taleplerin davalı tarafından "navlun alacağı karşılığı hapis hakkının kullanıldığı" gerekçesiyle kabul edilmediğini, oysa ki satışın FOB ve vesaik mukabili olup taşıma ücretinin muhatabının yurt dışındaki alıcı firma olup, mallar üzerinde hapis hakkını kullanamayacağını ileri sürerek, toplam 952 adet konfeksiyon ürününün aynen davacıya iadesine, olmadığı takdirde bedeli olan 10.810,25 Euro'nun faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacı tarafın malların iadesini müvekkilinden talep etmediğini, malların alıcı tarafından alınmamasının sorumluluğunun müvekkiline yüklenemeyeceğini, davacının gerçekleşemeyen ihracata rağmen FOB satışa dayanarak navlun ücretinin muhatabının alıcı firma olduğu yönündeki iddianın dayanaksız olduğunu, müvekkilinin edimini yerine getirdiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davanın menfi tespit istemine ilişkin olduğu, Halk Bankası Şirinyer Şubesine ait 28.08.2003 tarihli çekin Özüm Tur. Ticaret-Hakan Sandıkçı tarafından Özsoy İç ve Dış Tic. Ltd. Şti. adına keşide edildiği, çekin arkasında çek lehdarı Özsoy Ltd. Şti.'nin çeki Egem Ortopedi-Mehmet Unutmaz'a ciro ettiği, daha sonra çekin Haşim Özdemir tarafından en son davalı Rıfat'a ciro edildiği, çekin bu şahıs tarafından bankaya ibraz edildiği ve karşılığının çıkmadığı, davacı ara cirantanın imzasının sahte olup, yetkili hamil davalı Rıfat'ın davacı Rıfat aleyhinde takibe geçemeyeceği gerekçesiyle, davanın kabulü ile 703 adet bayan pantolonu ile 249 adet erkek ceketinin davacı tarafa aynen iadesine, olmadığı takdirde 10.810,25 Euro'nun faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Karar, davalı vekilince temyiz edilmiştir.
1- Dava, uluslararası kara yolu ile taşıma sözleşmesine dayalı tazminat istemlerine ilişkindir.
HUMK. nun 388 nci maddesi hükmüne göre mahkeme kararları, asgari olarak iki tarafın iddia ve savunmalarının özetlerini, incelenen maddi ve hukuki olayın özünü, mahkemeyi sonuca götüren gerekçelerin neler olduğu hususlarını ihtiva etmelidir. Yine Anayasanın 141 inci maddesinin 3 üncü fıkrası hükmü de mahkeme kararlarının gerekçeli olması gerektiğini düzenlemektedir. Dolayısıyla gerekçe, bir hükmün olmazsa olmaz unsurudur. Taraflar, ancak kararlara konulması gereken gerekçeler sayesinde hükmün hangi maddi ve hukuki nedene dayandırıldığını anlayabilirler. Ayrıca, karar aleyhine yasa yollarına başvurulduğunda da, HUMK. 428 inci maddesi uyarınca Yargıtay incelemesi sırasında gerekçe sayesinde kararın usul ve yasaya uygun olup olmadığı denetlenebilir. Diğer bir anlatımla, Yargıtay incelemesi ancak bir kararın gerekçe taşıması halinde mümkün olabilir.
Temyiz konusu yapılan mahkeme kararı, başka bir dosyaya ait olduğu anlaşılan iddia, savunma ve gerekçeyi içermekte olup, HUMK. nun 388 inci maddesinde belirtilen unsurlardan ve özellikle de gerekçeden yoksun olup, denetime elverişli değildir. O halde, dava konusu olaya ait iddia, savunma ve gerekçeyi içermeyen kararın bozulması gerekmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, 2 numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, davalı vekili duruşmaya gelmediğinden vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 03.04.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy