(1086 S. K. m. 382)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Sultanbeyli Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 31.12.2004 tarih ve 2004/705-2004/1313 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Ramazan Özcan tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, davalı Kemal Şahin'in kullandığı aracın müvekkiline çarparak yaralanmasına sebebiyet verdiğini, tedavisinin halen devam ettiğini, kalıcı sakatlık ve işgücü kaybı olabileceğini, müvekkilinin kaza tarihinden beri çalışamadığını ileri sürerek, tedavi giderleri için 250.000.000.-TL, mahrum kalınan gelir için 750.000.000.-TL olmak üzere toplam 1.000.000.000.-TL tazminatın kaza tarihinden itibaren faiziyle tahsilini talep etmiş, ıslah dilekçesiyle de, 6.914.149.866.-TL.sının tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı Kemal Şahin vekili, olayın meydana gelmesinde davacının da kusurlu bulunduğunu, tazminat taleplerinin yerinde olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı sigorta vekili, davacının kaza tarihinden itibaren faiz talebinde bulunmasının yasaya aykırı olduğunu savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davanın her iki davalı bakımından farklı oranlarda kısmen kabulüne karar verilmiş, temyiz üzerine Dairemizce karar bozulmuş, mahkemece bozmaya uyulmuş, yargılama sonunda, mahkemece yeniden belirlenen oranlarda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1- Dava, trafik kazası nedenine dayalı tazminat istemine ilişkindir.
HUMK. nun 382 ve devamı maddelerine göre, hükmün nasıl kurulacağı ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı belirtilmiş olup, yargılamanın açık bir şekilde yapılması ve tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi ilke olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle, hüküm açık, anlaşılır, şüpheye yer vermeyecek şekilde infazı kabil kurulması ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın kısa karara uygun olması gerekmektedir. Aksi halde, yargılamanın açıklığı ilkesi dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş ve mahkeme kararlarına güven sarsılmış olacaktır. Hatta, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 10.04.1992 gün ve 1991/7 Esas 1992/4 sayılı kararında da kısa karar ile gerekçeli kararın çelişik bulunmasının bozma nedeni sayılacağı içtihat edilmiştir.
Mahkemece verilen ilk karar, yukarıda anılan ilkeler doğrultusunda, kısa karar ile gerekçeli karar arasındaki çelişki nedeniyle bozulduğu halde, bozmadan sonra verilen kararda, önceki karardan daha önemli nitelikte kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişkiler oluşmuş olup, buna göre, anılan yasa hükümleri çerçevesinde, hükmün esasına girilmesi mümkün değildir.
Somut olayda, yargılama sırasında tefhim edilen kısa kararda, bir davalı varmış gibi maddi ve manevi tazminat bakımından tek hüküm kurulmuş ve temerrüt faizi hakkında hüküm kurulmamış; ancak gerekçeli kararda, hükmün ilk bendinde, her iki davalının adı da belirtilerek, maddi tazminata olay tarihinden itibaren temerrüt faizi uygulanmasına hükmedildiği halde, ikinci bentte ilk bent ile de çelişir şekilde, davalı sigorta bakımından, hem limitle sınırlı olarak ve hem de farklı şekilde temerrüt faizine hükmedilmiştir. Üstelik, hükümde temerrüt faizi başlangıcı, davalı sigortaya yapılan başvuru tarihi olarak belirtilmiş ve ancak bu tarihin yargılamada belirlenmesi gerektiği halde belirlenmeden bu şekilde hüküm kurulmuştur. Ayrıca, kısa kararda davalılar arasında ayrım yapılmadan hükmedilen manevi tazminata ilişkin olarak, gerekçeli kararda hükmün üçüncü bendinde yalnızca davalı Kemal Şahin aleyhine hüküm oluşturulmuştur.
Bu durumda, mahkemenin kısa ve gerekçeli kararında, infaz aşamasında düzeltilmesi mümkün olmayacak surette çelişkiler oluştuğu gibi, gerekçeli kararın birinci ve ikinci bentlerinin kendi aralarında da infazda tereddüt oluşturacak surette çelişki oluşmuştur. Ayrıca, temerrüt tarihine ilişkin, yargılamada belirlenmesi gereken ödeme tarihi belirlenmeden, bu ibare yazılarak, infazda tereddüt oluşturacak şekilde hüküm kurulması da doğru olmamış, hükmün bu nedenle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
2- Bozma neden ve şekline göre, taraf vekillerinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda, 1 numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA, 2 numaralı bentte açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 27.04.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy