(6762 S. K. m. 68)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Mersin Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 30.4.2004 tarih ve 2002/853 - 2004/258 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalılardan SSK. Başkanlığı vekili ile Hazine vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi S. Çelik tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkili şirketin işyerinde.çıkan yangın sonucu 1999-2000 - 2001 yıllarına ait faturaları, envanter ve yevmiye defterlerinin zayi olduğunu ileri sürerek, zayi belgesi verilmesini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece, dosya kapsamına göre, davacının SSK. na ve Vergi Dairesi'ne borcu bulunduğu için bu kurumlar aleyhine harcı yatırtılarak ek davalar açtırıldığı, noter cevaplarına göre defterlerin tasdikli olduğu, davacı şirket işçisi ile davacı şirket sahibinin oğlu olan tanıkların beyanlarına göre dava konusu defterlerin yandığı, tutanak imzacılarının da, büronun yandığını tanık olarak beyan ettikleri gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalılardan SSK. vekili ve Hazine vekili temyiz etmiştir.
TTK. nun 68 nci maddesine dayalı hasımsız olarak açılan zayi nedeniyle iptal davaları sonuçları itibariyle sadece davacı tarafı değil, davada taraf olmayan kimseler bakımından da sonuç doğuran dava türlerinden olduğundan, mahkemece bu tür davalarda yapılacak incelemeler, sadece davacı tarafın iddia ve delilleri ile sınırlandırılmamalıdır.
Dava, davacı şirketin işyerinde çıkan yangın sonucu dava dilekçesinde dökümü yapılan ticari defter ve belgelerin zayi olduğu iddiası ile açılmış olup, Dairemizin yerleşik uygulamasına göre, TTK. nun 68 nci maddesinde yazılı afet kavramına davacıya kusur izafe edilemeyecek olan ve irade dışında meydana gelen olayların girebileceği, tacirin belgelerini muhafazada gerekli dikkat ve özeni göstermesi, tasdike tabi defterlerin tasdik edilip edilmediğinin ilgili noterden, defterler hakkında soruşturma bulunup bulunmadığının ilgili vergi dairesinden sorulması, davayı açanın defter tutmakla yükümlü tacir olup olmadığının ve iddia edilen olayın meydana geldiği yerin tacirin faaliyette bulunduğu yerlerden olup olmadığının araştırılması, ticaret sicil kayıtlarının celbedilmesi, sonuçta mahkemenin olayın şüpheden uzak bir şekilde meydana geldiğine kesin kanaat getirmesi gerekmektedir.
Oysa, mahkemece, beyanları hükme esas alınan davacı şirket işçisi ile şirket ortaklarından birinin oğlu olan davacı tanıkları, aynı zamanda arşiv olarak kullanılan deponun tamamen yanarak kül olduğunu bildirmişlerdir. Görgü ve tespit tutanağında da, deponun tamamen yandığı tespitine yer verilmiş ise de, dinlenen imzacı tanıkları ve itfaiye amiri, solda bulunan büronun yandığını, içinde defterler olup olmadığını bilmediklerini, yangın sırasında defterlerden söz edeninin olmadığını, detaylı bir tespit yapmadıklarını, yanan yerleri yüzeysel olarak tutanağa geçirdiklerini bildirmişlerdir. Dava dilekçesinde ve eki tutanaklarda ve hükme esas alınan davacı tanıklarının beyanlarında, bir bürodan söz edilmemiş, diğer tanıkların beyanları ile gündeme gelen büro yansa da burada dava konusu defter ve belgelerin bulunduğu, ez azından defterlerin yanmayan metal ya da katı bazı bölümlerinin kalıntılarına rastlanması suretiyle de olsa, kesin olarak ortaya konması gerekirken, bu husus kanıtlanamamış, depo içerisinde oluşturulduğu iddia edilen arşiv, tacirdi belgelerini muhafazada gerekli dikkat ve özeni göstermesi ilkesine uymadığı izlenimi de doğurmuştur. İddia edilen olayın meydana geldiği yerin tacirinin faaliyette bulunduğu yerlerden olup olmadığının araştırılması, ticaret sicil kayıtlarının celbedilmesi gerekirken, bunlar yapılmamış, üstelik SSK ve vergi dairesine davacının borçlarının varlığı da tespit edilmiştir. Bu durumda, olayın şüpheden uzak bir şekilde meydana geldiğine kesin kanaat getirmeyi sağlayacak delillerin somut olayda bulunduğunun kabulü mümkün gözükmemektedir. Bu itibarla, sübut noktasında, salt davacı tanık beyanlarına itibar edilmesinin nedenleri ve gerekçelerinin ortaya konmaması, diğer tanıkların beyanlarının içeriğinin yeterince tartışılmaması da doğru olmamıştır.
Bu durumda mahkemece, yapılan açıklamalar çerçevesinde iddia incelenmek, araştırılmak ve sonucuna göre karar verilmek gerekirken, eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde verilen kararın bozulması gerekmiştir.
Diğer yandan, SSK ve vergi dairesi, harçlı dahili dava dilekçesiyle davaya dahil edilmişlerse de, TTK. nun 68 nci maddesine göre açılan işbu davanın bir tespit isteğinden ibaret olmasına, bu tür davalarda verilen bir hüküm, kesin hüküm niteliğini de alamayacağına göre, hasımsız olarak açılması gerekir. Hasımsız açılan dava sonunda verilen kararın, uyuşmazlıkların niteliklerine göre, çeşitli mercilere ibraz edilme olanağı ancak bu suretle sağlanmış olur. Bu nedenle, bu tür davaların hasım gösterilerek belirli kurumlar aleyhine açılması doğru değildir. Bu itibarla, başta doğru olarak hasımsız açılan davaya hasımsız olarak devam edilmesi gerekirken, anılan husus gözden kaçırılarak, dahili dava suretiyle hasımlı olarak davaya devam olunup, karar başlığında mümeyyizlerin davalılar olarak gösterilmesi suretiyle hasımlı bir dava gibi ve kesin hüküm sonuçlarının oluşması anlamına gelir tarzda, yazılı şekilde hüküm tesisi de doğru olmamıştır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, mümeyyiz davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, davalılar yararına BOZULMASINA, 29.05.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy