(1086 S. K. m. 166, 167, 168, 169, 170, 171, 172, 173, 174) (7201 S. K. m. 39)
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 10.Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 10.03.2005 gün ve 2004/889-2005/150 sayılı kararın duruşmalı olarak Yargıtayca tetkiki davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içerisinde verildiği anlaşılmış olmakla, bazı noksanlıkların ikmali için dosya mahalline gönderilmişti. Bu noksanlıkların giderilerek dosyanın gönderildiği anlaşılmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Ata D. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve bütün belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin yönetim kurulu başkanı olduğu davalı şirketin yönetim kurulunun görev süresinin sona erdiğini ve bu sebeple de hukukun organsız kaldığını, ayrıca şirket içerisinde ortaklar arasında şiddetli fikir ayrılıkları doğduğunu, şirketin %50 pay denkliğinde düğümlenip genel kurulunu toplayamaz hale geldiğini, müvekkilinden farklı düşünen ortakların şirketin tasfiyesini istediğini, müvekkilinin ise şirketin ticari faaliyetine devamı arzusunda bulunduğunu ileri sürerek, davalı şirkete kayyım atanmasını ve yeddi adil tayin edilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı temsilcisi, duruşmalara katılmamış ve savunmada bulunmamıştır.
Mahkemece, toplanan kanıtlara dayanılarak, davalı şirketin organsız kaldığı gerekçesiyle M. M. Binatlı'nın kayyım olarak atanmasına, yeddi adil isteminin reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
HUMK. nun 166-174. maddeleri uyarınca eski hale getirme talebi, ancak cereyana başlamış bir sürenin geçmesiyle sükut etmiş olan hakkın ihdasını mutazammındır. Somut olayda ise, işlemeye başlamış bir süre değil, usulsüz yapılmış bir tebligat sebebiyle henüz işlemeye başlamamış bir süre söz konusudur. Zira, eski hale getirme talebinde bulunan şirket adına çıkarılan ilam, şirket temsilcilerinden O. Akmanlar'a tebliğ edilmiş olup, O. işbu davada, davalı şirket adına hükmü temyiz eden sair temsilcilerle husumet halinde bulunmuştur. O durumda O.'a yapılan tebligat, Tebligat Kanunu'nun 39. maddesine aykırı ve usulsüzdür. Dolayısıyla, somut olayda eski hale getirme kuralları değil, Tebligat Kanunu'nun 32. maddesi uygulanmak gereklidir. Buna göre tebliğin usulüne uygun biçimde yapılmamış olması halinde muhatabı tebliği öğrenmiş ise, muhatabın beyan ettiği gün öğrenme tarihi sayılır ve süreler o tarihten itibaren işlemeye başlar. Somut uyuşmazlıkta da davalı vekilinin bildirdiği 20.05.2005 öğrenme tarihi itibariyle temyiz istemi süresinde yapılmıştır. Yukarda açıklanan bu durum karşısında, davalı vekilinin mücerret eski hale getirme talebinin, olayda eski hale getirme şartları bulunmadığından reddine, ancak temyiz itirazı süresinde yapıldığından, davalı vekilinin temyiz itirazının incelenmesine karar vermek gerekmiştir.
Dava, davalı şirkete kayyım tayini istemine ilişkindir. Dosya içindeki bilgi ve belgelerin incelenmesinden, davalı şirketin 06.06.2002 gününde yapılan genel kurul toplantısında 3 yıl süreyle görev yapmak üzere yeni yönetim kurulu üyelerinin seçildiği ve temsil yetkilerinin belirlenmesi konusundaki 2000/5 sayılı yönetim kurulu kararının aynen devamına karar verildiği, dolayısıyla davanın açıldığı 02.09.2004 gününde dahi şirketin organsız olmadığı anlaşılmaktadır. Kaldı ki görev süreleri bitse dahi yeni yönetim kurulu üyeleri seçilene kadar eski yöneticilerin görevlerinin devam edeceği ve şirketin mevcudiyetinin devamı için gereken kararları alabilecekleri tabiidir. Bu durum karşısında mahkemece, davalı şirketin organsız kaldığı gerekçesiyle yazılı biçimde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı şirket yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 02.10.2006 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy