(6762 S. K. m. 52, 54, 62) (4721 S. K. m. 2) (556 S. KHK m. 6, 8)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İstanbul 2.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nce verilen 06.07.2006 tarih ve 2005/376-2006/201 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Salih Çelik tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkili şirketin unvanının 1988 yılında tescil edildiğini, 15.01.1990 tarihinde unvanının, 18.10.2000 tarihinde ESİT ibaresinin marka olarak tescil edildiğini, aynı sektörde faaliyet gösteren davalının ESİT ibaresini davacıya zarar verici şekilde kullandığını, davacının kullandığı ve tanıttığı bu unvanı 02.03.2000 tarihinde davalının tescil ettirdiğini ve haksız kullanıp, haksız menfaat sağladığını, benzer iş kolu olması nedeniyle iltibas doğduğunu, tarafların ticaret merkezlerinin de yakın olduğunu ileri sürerek, davalının ticaret unvanında ESİT ibaresinin kullanımının men'ine ve bu ibarenin unvandan ve sicilden terkinine, davalının her türlü kullanımının durdurulmasına, haksız rekabetin ve ticaret unvanına tecavüzün tespitine ve hükmün ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, TTK.nun 62.maddesine dayalı zamanaşımı süresinin dolduğunu, tescilli unvanını ve tescilli markasını kullanan davalının haksız rekabet yaratmadığını, alanların farklı olduğunu, davacının, davalının varlığından marka başvurusuna 2001 yılında yaptığı itiraz ile haberdar olduğunu, 2,5 yıl sonra 2004 yılında davalıya ihtar gönderen davacının bir yıldan fazla süre bekledikten sonra dava açtığını, bunun MK.nun 2.maddesine aykırı olduğunu, davalının, davacının üretimine konu tartı aleti üretmediğini, dolayısıyla iltibas yaratmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, dosya kapsamına ve toplanan kanıtlara göre, her iki tarafın ticari faaliyetlerini tescilli unvan ve markası altında devam ettirdikleri, markaların ESİT ibaresini taşımakla birlikte görsel açıdan farklı olduklarından iltibas oluşmayacağı, tarafların farklı ürünler ve alanlarda faaliyet gösterdikleri, unvan ve markanın tescil edildiği gibi kullanımının haksız rekabet oluşturmayacağı, marka korumasının tescilde başladığı ve terkininin talep edilmediği, terkin talebi için gerekli olan 5 yıllık hak düşürücü sürenin de geçirildiği, davalının tescil ettirdiği markasını ve ESİT ibaresini kullanma hakkının bulunduğu, davacının, davalı şirketin varlığını 05.11.2001 günü öğrendikten sonra 25.02.2005 dava gününe kadar beklediği, davacının MK.nun 2.maddesine ve zamanaşımı süresi bakımından TTK.nun 62.maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Davalı şirketin tescilli unvanında yer alan ESİT ibaresinin unvandan terkini de talep edilmiştir. Bu ibarenin de içinde bulunduğu unvanı daha önce davacı kendi adına tescil ettirmekle, bu ibarenin davacı bakımından korunması daha önce başlamıştır. Bu durumda, davacı şirketin, TTK.nun 52. ve 54.madde hükümleri uyarınca, davalı unvanının terkinini veya değiştirilmesini ve hükmün ilanını isteme hakkını haiz olup, haksız rekabet olgusuna dayanarak, TTK.nun 58.madde hükmünde yazılı istemlerde bulunamaz. Zira, tescilli bir unvan, terkin edildiği tarihe kadar koruma altında kalmaya devam edecektir. Terkine karar verilip, kesinleşinceye kadar bir unvanın tüm hukuki hakları unvan sahibine sağlayacağı kuşkusuz olup, davalının tescilli unvanına güvenerek, yaptığı dava konusu faaliyetlerinin haksız rekabet oluşturmayacağı da açıktır. Davalının, terkin kararının kesinleşmesinden sonra bu ibareyi unvanında kullanması halinde eylemleri haksız rekabet teşkil edecektir. Mahkemece, davacının unvandaki anılan ibarenin terkini ve buna ilişkin hükmün ilanı isteminin kabulüne, diğer istemlerin reddine karar verilmesi gerekirken, tüm istemlerin reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. Mahkemenin davanın reddine gerekçe yaptığı TMK.nun 2.maddesine dayanması somut olaya uygun düşmemiştir. Zira mahkemece, davacının davalı şirketin varlığını 05.11.2001 günü öğrendiği kabul edilmiş olup, 25.02.2005 dava gününe kadar suskun kaldığı sonucuna varılmış ise de, davalının da savunmasında kabul ettiği üzere davacı, davalıya 2004 yılında ihtarname göndermiş olup, dava 2005 yılında açılmıştır. Mahkemenin diğer gerekçelerine gelince; tarafların benzer iş kolu alanında (elektrik-elektronik) faaliyet gösterdikleri de dosya kapsamı ile sabittir. Öte yandan, mahkemece de kabul edildikleri gibi kullanmakta ve bu kullanımları haksız rekabet oluşturmamakta ise de, bu tespit davacının unvan terkin talebinin reddine gerekçe olamaz. Nitekim unvanını tescil ettirdiği şekilde kullanma hakkını haiz olan davacı tarafın öncelik hakkı nedeniyle unvanının korumasını talep hakkının varlığı kuşkusuz olup, davalının aynı ibareli marka tescilinin hükümsüzlüğünü davacının talep etmemesi de, unvan terkin talebinin reddine gerekçe yapılamaz. Davacının unvanının önce tescili ile TTK.nun 52.maddesi uyarınca unvan bakımından korumanın başlamasına karşılık, 556 sayılı KHK' nin 6.maddesi uyarınca marka koruması tescil ile başlamakta ve elde edilmektedir. Her iki koruma yan yana devam edebilmekte ve birbirine üstünlüğü bulunmamaktadır. Davacının hem unvan hem marka tescilleri önce olup, davacı da davalı da tescil ettirdikleri şekilde unvan ve markalarını kullanmaktadırlar. Davalının unvan tescilinin sonra olduğundan bahisle, davacının 556 sayılı KHK' nin 8/5. maddesi hükmün dayanmasına ve unvan tescil önceliği nedeniyle davalının markasını terkin ettirmesine gerek olmaksızın, davacı unvanının korumasını davalının unvanından anılan ibarenin terkinini talep hakkını haizdir. Bu itibarla, mahkemece, aksi yöndeki bir takım yazılı gerekçelerin de bu istemin reddine dayanak yapılması hatalı olmuştur. Bu ilke ve esaslar, Dairemiz' in 09.02.2004 tarih ve 2003/6408 E 2004/1022 K. sayılı ilamı ile 03.04.2006 tarih ve 2005/2902 E, 2006/3448 karar sayılı ilamlarında da açıklanmıştır. Diğer yandan, mahkemenin zamanaşımına ilişkin gerekçesi de doğru değildir. Haksız rekabetin önlenmesi davasında, zamanaşımı, haksız rekabet teşkil eden eylemin son bulduğu tarihten başlar. Haksız rekabet devam ettiği sürece, eylem son bulmadığından zamanaşımı işlemeye başlamaz. Esasen, davacının unvan terkini ve hükmün ilanı dışındaki istemlerinin zamanaşımı gerekçesiyle değil, terkine kadar haksız rekabet oluşturmayacağı gerekçesiyle reddi gerekirdi. Diğer anlatımla, zamanaşımı gerekçesinin haksız rekabet bakımından kullanılması, yasal dayanak bakımından doğru olmadığı gibi, unvan terkini ve hükmün ilanı isteminin reddine gerekçe yapılması da yanlış olmuştur.
Bu itibarla, mahkemece, davacının unvan terkini ve bunun ilanı talebinin kabulü yerine reddi doğru olmamıştır.
Sonuç: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle, diğer temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün anılan bölümünün davacı yararına bozulmasına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 03.12.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy