(1086 S. K. m. 432) (551 S. K. m. 15) (556 S. KHK. m. 42)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 23.06.2006 tarih ve 2003/1046-2006/201 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi R. Ö. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkili şirketin 1972 yılından beri unvanında kullandığı ve 1994 yılında marka olarak tescil ettirdiği ÖZLEM ibaresinin, davalı şirket tarafından da 1998 yılında marka olarak tescil ettirildiğini, ancak bu durumun marka hakkına saldırı ve haksız rekabet oluşturduğunu ileri sürerek, davalı markasının hükümsüzlüğü ve terkinine, marka hakkına saldırı ve haksız rekabet tespiti ile önlenmesine ve hükmün ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin markayı 1992 yılından beri kullandığını, 1998 yılında tescil ettirdiğini ve mal ve hizmetlerin farklı olduğunu savunarak, davanın reddini istemişlerdir.
Mahkemece; iddia, savunma ve toplanan delillere göre, davalı markasının tescilinden itibaren 5 yıla yakın bir sürenin geçtiği, davacının bu sürede sesiz kaldığı, buna göre davanın hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1- Hüküm, davalı vekili tarafından, temyize cevap niteliğindeki dilekçesiyle, katılma yolu ile kısmen temyiz edilmiş ise de, bu dilekçenin temyiz defterine kaydı yapılmadığı gibi, temyiz harcı da yatırılmamıştır. Bu durumda, usulüne uygun ve süresinde bir temyiz başvurusu bulunmadığından, HUMK. nun 432/4. maddesi uyarınca davalı vekilinin temyiz isteminin süre yönünden reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Davacı vekilinin temyizine gelince; dava davalı markasının hükümsüzlüğü ve buna dayalı diğer istemlere ilişkindir.
551 sayılı Markalar Kanununun 15/2. maddesi hükmü gereğince tescilli marka sahibine karşı, aynı marka üzerinde üstün ve öncelikli hak sahibi olduğunu ileri sürenlerin açacakları hükümsüzlük ve marka terkini davaları için 6 ay ve 3 yıllık hak düşürücü süreler getirilmiş iken, 556 sayılı KHK. de, marka tescil başvuruları değerlendirilirken, ilgililere, itiraz olanağı ile birlikte sonradan marka tescilinin hükümsüz sayılması için dava açma olanağı da tanınmasına rağmen, hükümsüzlük davasının hangi sürede açılacağı hususunda bir düzenleme getirilmemiş ise de yine anılan K.H.K.nın 42. maddesinde Paris Konvansiyonuna göre tanınmış sayılan marka sahiplerinin hükümsüzlük davasını, tescil tarihinden itibaren 5 yıl içinde açması gerekeceği belirtilmiş, dava açma hakkının sınırsız sürede kullanılmasının da yasanın ruhu ve hukuk mantığı ile bağdaşmayacağı gözetilerek, bu yasal boşluğun yukarıda sözü edilen tanınmış sayılan markalar için öngörülen 5 yıllık sürenin, en azından diğer markalar yönünden açılacak davalar için de uygulanarak, yasal boşluğun doldurulması Dairemizce uygun görülmektedir. Nitekim Avrupa Topluluğu Antlaşmasının 189. maddesi uyarınca kabul edilen 89/104 sayılı Yönergede tanınmış markalar için de, 5 yıllık hak düşürücü süre öngörülmüştür.
Mahkemece, yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde davanın reddine karar verilmiş ise de; kararda da belirtildiği üzere, bu sürenin dolmasına 21 gün kala dava açılmış olup, bu durumda davanın hak düşürücü süre dolmadan açıldığının kabulü gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır. Esasen 5 yıllık sürenin başlangıcının, tescil belgesinde yazılı tescil başvurusu tarihi olan 13.10.1998 tarihi olarak alınması da doğru değildir. Hak düşürücü sürenin başlangıcının, davalının başvurusunun TPE tarafından kabul edilip, sonuçlandırıldığı tarih olması gerekli olup, mahkemece bu tarihin araştırılması ve hak düşürücü sürenin buna göre değerlendirilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması da isabetli bulunmamıştır.
Bu itibarla, mahkemece, davanın hak düşürücü süre dolmadan açıldığının kabulü ile işin esasının incelenmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle davanın reddi doğru olmamış ve hükmün davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenle, davalı vekilinin temyiz isteminin süre yönünden reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle, hükmün davacı yararını BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, alınmadığı anlaşılan 14.00 YTL temyiz ilam harcının davalıdan alınmasına, 14.02.2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy