(818 S. K. m. 41)
Dava ve Karar: Taraflar arasında görülen davada Manisa 2. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 16.03.2006 tarih ve 2004/408-2004/408-2006/81 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi A. D. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, kendisini döviz bürosu sahibi C. B. olarak tanıtan bir kişi tarafından, müvekkiline ait işyerinde bulunan POS makinesi ile davalı bankaya ait kredi kartı kullanılarak toplam (3.200.000.000.-) TL değerinde 4 adet cep telefonu ile 1 adet kulaklık satın alındığını, müvekkili tarafından kredi kartındaki isim ile şahsın gösterdiği nüfus cüzdanındaki ismin kontrol edildiğini, davalının buna rağmen kredi kartının sahte olduğunu söyleyerek müvekkiline işlem tutarını ödemediğini ileri sürerek, anılan meblağın temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, dava konusu işlemin yurt dışındaki gerçek kart sahibi bilgilerinin kopyalanması suretiyle oluşturulan sahte kredi kartı ile yapıldığını, davacının gerekli kontrolleri yapmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacının kredi kartının ön yüzündeki numara ile POS ekranında görünen numarayı karşılaştırmadığı, böylelikle sahte kartların tespitine yönelik en önemli kontrol yükümlülüğünü yerine getirmeyerek kusurlu davrandığı, bu durumda zarardan davalının sorumlu olmayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, bankacılık işlemlerinden kaynaklanan alacağın tahsili istemine ilişkindir.
Davalı banka vekili tarafından dava konusu işlemin yurt dışı kart hamilinin bilgilerinin kopyalanması suretiyle oluşturulan sahte kart ile yapıldığı, dolayısıyla müvekkilinin işlem bedelini bloke etmekte haklı olduğu savunulmuş, mahkemece bu konuda hiçbir inceleme yapılmadan hüküm kurulmuştur. Oysa davalı bankanın şüpheli gördüğü işlemlerde davacı hesapları üzerinde bloke kaydı koyması, taraflar arasındaki üye işyeri sözleşmesi hükümlerine uygun ise de, sonraki işlemler açısından da bloke kaydının haklılığının davalı banka tarafından kanıtlanması gereklidir. Bunun için de davalı banka, bedellerini yurt dışı bankadan tahsil ettiği dava konusu işlemler yönünden, yurt dışı bankalara geri ödemede bulunduğunu veya bu konudaki geri ibraz istemi sürecinin tamamlandığını kanıtlamalıdır. Davalı bankaya uluslar arası işlemlerde geçerli olan geri ibraz süreleri içinde yurt dışı bankalardan her hangi bir talepte bulunulmaması halinde, davalının dava konusu işlem bedellerini halen elinde tutması, kendisi açısından bir sebepsiz zenginleşme teşkil eder. Dolayısıyla davalı bankadan yabancı kredi kartı ile ilgili ve yabancı banka tarafından yapılan iade istemine ilişkin tüm bilgi ve belgelerin dosyaya sunulması istenilmelidir. Eğer bir iade istemi ve bu istem sonucunda paranın iadesi zorunluluğu doğmuşsa bu kez tarafların sözleşme ile belirlenen yükümlülüklerini yerine getirip getirmedikleri, diğer bir anlatımla kusurlu olup olmadıkları tespit edilmelidir.
Bu bakımdan da sadece kredi kartının ön yüzündeki numara ile pos cihazının ekranındaki numaranın karşılaştırılmaması, tüm kusurun davacı şirkette olduğunun kabulü için yeterli değildir. O halde mahkemece, yukarıda belirtilen bilgi ve belgeler getirtildikten sonra, uluslararası kredi kartları konusunda uzman bir bilirkişi aracılığıyla inceleme yaptırılarak, uluslararası kredi kartları uygulamasının ulaştığı aşama itibariyle davalı bankanın sahte kredi kartlarının kullanılmasını engelleyici teknik bir takım önlemler almasının mümkün olup olmadığının, eğer mümkünse bu önlemleri almaması nedeniyle kusur ve sorumluluğunun bulunup bulunmadığının araştırılması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması yerinde görülmediğinden, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 23.02.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy