(6762 S. K. m. 1301)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Silifke Sulh Hukuk Mahkemesi'nce verilen 24.01.2007 tarih ve 2005/546 - 2007/64 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi S.Ç. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, davalıya ait aracın müvekkili şirket nezdinde trafik sigortalı olduğunu, 3. kişi aracına verilen zarar nedeniyle ödeme yapan müvekkilinin, sürücünün olay yerini terk etmesi nedeniyle rücu hakkının doğduğunu ileri sürerek, 4.000,00.-TL'nın rücuan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, aracın olay yerinde kaldığını, müvekkilinin yardım almak için geçici ve zorunlu olarak olay yerinden uzaklaştığını ve tekrar geri döndüğünü, bunun rücu nedeni olamayacağını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, dosya kapsamına ve bilirkişi raporu doğrultusunda davacının davasının kabulü cihetine gidildiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, trafik sigorta poliçesine dayalı rücuan tazminat istemine ilişkindir.
Dava dilekçesinde, sürücünün olay yerini terketmesi nedeniyle davacı sigortacının sigorta ettiren davalıya karşı rücu hakkının doğduğu ileri sürülmüştür.
Trafik kaza tespit tutanağına ve bilirkişi raporuna göre, araçlar olay yerinde bırakılmış, sigortalı aracın sürücünün olay yerinden uzaklaşması maddi delilleri etkilememiş, sürücü şerit tecavüzü nedeniyle tam kusurlu bulunmuştur.
Trafik sigortası genel şartlarının B.4.f bendinde, sigorta ettirenin, rizikonun gerçekleşmesi halinde, B.1. maddesinde belirtilen yükümlülükleri yerine getirmesinden dolayı zarar ve ziyan miktarında bir artış olursa, sigortacının sigorta ettirene rücu edebileceği kararlaştırılmıştır. Davacı yanın, bu hükme yönelik rücu nedenine dayandığı anlaşılmaktadır. Diğer rücu nedenlerinden birine dayandığına ilişkin bir iddiası olmamış, keşifte dinlenen ve olay yerinden sürücünün yardım çağırmak için uzaklaştığına beyan eden tanıkların beyanlarının iddiayı doğruladığını davacı vekili beyan etmiş, bunun dışında rücu nedenine ilişkin bir açıklamada bulunmamıştır. Zararın arttığı da iddia ve ispat edilmiş değildir.
Mahkemece, rücu hakkı doğup doğmadığı konusunda takdiri mahkemeye bırakan bilirkişi raporuna kusur oranı ve hasar miktarı noktasında itibar edilerek, davanın kabulüne karar verilmiş ise de, rücu hakkının oluşup oluşmadığı hususu tartışılmamıştır. Davacı yan da temyize gelmemiş ve rücu hallerine ilişkin gerekçe bakımından dahi kararı temyiz etmemiştir. Mahkemece, sürücünün tam kusurlu olmasının rücu nedeni kabul edildiğinin kabulü halinde, aynı maddenin (a) bendinde geçer ağır kusura ilişkin rücu nedeni de oluşmamıştır. Ağır kusur ile tam kusur rücu nedeni bakımından farklı olup, ağır kusur kasta yakın bir kusur halini ifade etmektedir. Şerit tecavüzü, tam kusur sayılabilirse de ağır kusur halini ifade etmemektedir. Davacının gerekçe bakımından temyize gelmemesi nedeniyle, davalı lehine kazanılmış hak doğmuştur.
Bu durumda, gerek B.4.f. bendinde yazılı rücu nedeninin koşullarının oluşmaması gerekse, tam kusur halinin B.4.a bendinde yazılı rücu nedenini oluşturmaması karşısında davanın reddi gerekli olup, mahkemece aksi sonuca varılması doğru olmamıştır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 02.03.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy