(818 S. K. m. 110, 483, 484) (4077 S. K. m. 10/A)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Savaştepe Sulh Hukuk Mahkemesi'nce verilen 15.04.2008 tarih ve 2007/201 - 2008/99 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi G.G. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkili banka ile dava dışı asıl borçlu G. Ç. arasında kredi kartı üyelik sözleşmesi imzalanmış olduğunu ve davalının da sözleşmenin üye fiilini taahhüt sözleşmesi bölümünü imzaladığını, buna göre davalının BK.'nun 110. maddesi uyarınca garantör sıfatıyla kredi hesabının kullanımından doğan borcun tamamından sorumlu olduğunu, ancak ödeme yapmadığını ileri sürerek, 3.165,24 YTL asıl alacak 1.709,70 YTL işlemiş faizin davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı, kendisinin garantör sıfatıyla imzaladığı herhangi bir sözleşmenin bulunmadığını, kredi kartı üyelik sözleşmesinde kefil olarak imzasının alındığını ancak böyle bir kefalet ilişkisinin ve sözleşmesinin geçerli olabilmesi için gerekli koşulların söz konusu sözleşmede bulunmadığını, kefalet ilişkisinin doğabilmesi için kefalet sınırlarının tam olarak belirlenmiş olması gerektiğini, kaldı ki yapılan sözleşmenin kredi kartı üyelik sözleşmesi olduğunu ve dolayısıyla sürekli kullanılan ve ne miktar borcunun olduğu belirlenemeyecek bir kredi türü olması sebebiyle de kefalet sözleşmesinin geçerli olmayacağını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosyadaki belgelere göre, dava konusu uyuşmazlığın çözümlenebilmesi için öncelikle, taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinin kefalet sözleşmesi mi, yoksa garanti sözleşmesi mi olduğunun belirlenmesi gerektiği, uyuşmazlığın kaynağını teşkil eden sözleşmenin Kredi Kartı Üyelik ve Kredi Sözleşmesi başlığını taşıdığı, bununla kredi kartı hamili olan müşteriye belli limitler çerçevesinde kredi açılarak, bu kredinin ATM ve POS cihazları aracılığı ile müşterisine kullandırma amacı güdüldüğü, aynı sözleşmenin hemen altına Üye Fiilini Taahhüt Sözleşmesi adı altında asıl sözleşmeye yollama yapan bir sözleşme düzenlendiği, bu sözleşmede sözleşmede kullanılan deyimler kıstasına göre ilk bakışta bir garanti akdinin oluştuğu intibaı bırakılıyor ise de, sadece bu deyim ve sözcüklere dayanarak sözleşmenin niteliğinin belirlenemeyeceği, davalının garanti beyanı adı altındaki beyanlarının bir garanti sözleşmesi amacı ile değil, kefalet amacı ile verildiği sonucu ortaya çıktığı, sözleşmenin alt kısmında adı geçen sözleşmenin bir kefalet sözleşmesi değil bir garanti sözleşmesi olduğunun yazılmasının da sonuca etkili olmadığı, BK.'nun 484. maddesi hükmü uyarınca, kefalet sözleşmesinin geçerli olabilmesi için yazılı şekle tabi olması ve ayrıca bu sözleşmede kefilin sorumlu olacağı belirli bir miktarın gösterilmesinin gerektiği, kefalet limiti belirtilmediği, geçerli bir kefalet sözleşmesinden bahsedilemeyeceği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, kredi kartı üyelik sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir.
Davacı, davalı banka ile dava dışı asıl borçlu G. Ç. arasında düzenlenen kredi kartı üyelik sözleşmesinin eki olan üye fiilini taahhüt sözleşmesini imzalamak suretiyle sözleşmeye dahil olmuştur.
Mahkemenin de isabetli olarak belirlediği üzere, davacı tarafından imzalanan üye fiilini taahhüt sözleşmesi her ne kadar BK.'nun 110. maddesi kapsamında düzenlendiği yönünde ibareler bulunmasına rağmen davacı tarafından kefalet amacıyla imzalanmış olup, davacının konumu garanti veren değil. BK.'nun 483 vd. maddeleri uyarınca sözleşmenin kefili niteliğindedir.
Mahkemece, davacının kefil olarak sorumlu olduğu kabul edilmiş ise de, sözleşmede kefilin sorumlu olacağı kefalet limitinin gösterilmemesi nedeniyle geçerli bir kefalet sözleşmesi bulunmadığı sonucuna varılarak davanın reddine karar verilmiştir.
Ancak, davaya konu sözleşmede tarafların kefaleti amaçladığı ve davalının müteselsil kefil olduğunun kabul edilmesi halinde sözleşmede gösterilmiş olan kredi limitinin aynı zamanda davacı kefilinde kefalet limiti olup olmadığı değerlendirilmediği gibi, 4077 sayılı Kanunun 10/A maddesi çerçevesinde tüketici lehine verilen taahhüdün adi kefalet mahiyetinde olup, BK.'nun 483. maddesi uyarınca adi kefalette öncelikle asıl borçluya başvurulup, aciz belgesi alındıktan sonra adi kefile karşı alacak iddiasında bulunulması gerektiği halde bu yönde bir incelemede yapılmamıştır.
O halde mahkemece yukarıda açıklanan hususlarda inceleme ve değerlendirme yapılarak hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde eksik incelemeye dayalı olarak karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene reddine, 25.01.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy