(1086 S. K. m. 437)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Bursa Asliye 2. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 18.02.2008 tarih ve 2006/162-2008/59 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, bazı noksanlıkların ikmali için dosya mahalline gönderilmişti. Bu noksanlıkların giderilerek dosyanın gönderildiği anlaşılmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Salih Çelik tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin davalılardan banka nezdindeki hesabından diğer davalı Sevda'nın zimmetine para geçirdiğinin anlaşıldığını, müvekkiline kısmi ödeme yapıldığını ileri sürerek, bakiye 96.140,00 YTL'nın reeskont faiziyle tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı banka vekili davanın reddini istemiştir.
Diğer davalı vekili, davaya yanıt vermemiştir.
Mahkemece, dosya kapsamına ve benimsenen ilk bilirkişi raporunun 8-b bölümünde bildirilen seçeneğe göre, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1- Dava, davalılardan banka nezdinde açtırdığı hesabını hazine bonosu olarak değerlendirmeye başlamasından sonra banka çalışanı diğer davalının, davacıdan talimat ve izin almadan hesaplar üzerinde işlemler yaparak, parayı davacıya ödenmiş gibi gösterip zimmetine geçirdiği, en son bankaya gittiğinde banka çalışanı davalı Sevda'nın davacıya hesaptaki paranın 27.07.2005 tarihinde 165.895,00 YTL'na ulaştığını gösteren belge verdiği, teftiş kurulu incelemesi sonucu davacıya 69.755,00 YTL ödendiği iddiasına dayalı bakiye 96.140,00 YTL'nın faiziyle tahsili istemine ilişkindir.
Davalı banka vekili, teftiş raporu sonucunda davacıya ödeme yapılmadığını, davacı asilin hesaptan çekmiş olabileceği meblağı davalı bankanın teftiş sonucu ödemesi gibi göstermeye çalıştığını savunmuştur. Davalı bankanın teftiş raporlarında, davacıya teftiş raporları sonucu ödeme yapıldığına ilişkin bir bilgi ve belge bulunmamakta tam tersine mudiden 23.531,80 YTL geri alınması gerektiği sonucuna varılmış ise de, davacıya 69.755 TL'nın tek dekont ile bankaca davadan önce ödendiği dosya kapsamı ve bilirkişi raporları ile sabittir. Davacının değişik türdeki hesaplarındaki paranın vadeli, vadesiz, hazine bonosu, devlet tahvili olarak değerlendirilmek istendiği teftiş raporlarında açıklanmıştır.
09.05.2007 tarihli bilirkişi kurulu asıl raporunda, davacının adına, vadeli ve vadesiz birden fazla hesaplardan başka yatırım hesapları da bulunduğu, yatırım hesaplarındaki para ile bazen hazine bonosu, bazen devlet tahvili alındığı, hesaplardan bazılarının fiktif olduğu anlaşılan hesaplar olduğu, teftiş kurulunca yaptırılan imza incelemesine ilişkin teknik bilirkişi raporlarında dekontlardaki bazı imzaların davacıya ait olduğunun, bazılarının ise davacı eli ürün olmadığının belirlendiği, çalışanın davacıya verdiği menkul kıymet görüntüleme belgesinde belirtilen vade ve meblağın gerçeği yansıtmadığı, davacının vadeli olan hesaplarının 1 ay değil, 3 aylık olduğu, bazen repoda da değerlendirme yapıldığı bildirilmiş ve raporun 8-a bölümünde sadece repoda yapılan değerlendirme sonucu davacının 25.154,62 TL alacaklı olduğu, 8-b bölümünde ise, bu meblağın sadece hazine bonosu olarak değerlendirilmesi sonucu 27.07.2005 vade sonucunda 66.477,14 YTL alacaklı olduğu, 8-c bölümünde ise, yine 25.154,62 YTL üzerinden dava tarihine kadar 3 aylık vadeli mevduata uygulanan faiz oranı esas alındığında davacının 18.589,53 YTL alacaklı olduğu bildirilmiştir.
Taraf vekillerinin itirazı ciddi görülerek mahkemece alınan ek raporda, para giriş çıkışı olmadan fiktif (sanal) olarak açılan ve kapatılan miktarlar ayıklanmaya çalışılmış, taraf vekillerinin itirazları ve önceki rapor gözden geçirilmiş olup, hazine bonosu faiz oranları üzerinden yapılan hesaplama, fiktif işlemler dahil ve hariç olarak, raporun 3/a bendinde gösterilmiş, üç aylık mevduat faiz oranları üzerinden yapılan hesaplama, fiktif işlemler dahil ve hariç olarak raporun 3/b bendinde gösterilmiş, davacının dayandığı hazine bonosu kesin satış belgesine itibar edilmesi gerektiği düşünülürse davacının alacaklı olduğu bakiye miktar 3/c bölümünde gösterilmiştir. Ek rapora da taraf vekilleri, hesapların türleri, meblağları, hesap hareketleri, vadeler, dekontlardaki imzaların davacıya ait olmadığı ve faiz oranları bakımından sonuca etkili itirazlarda bulunmuşlardır.
Mahkemece, itirazlar ciddi görülüp ek rapor alınmasına karar verdikten sonra alınan ek rapora yapılan ciddi itirazlar üzerinde durulmadan, imza incelemesi dahi yaptırılamadan asıl raporun 8-b bölümünde yer alan hesaplamaya ilişkin seçenek benimsenmiştir. Mahkemece, davacının iradesinin hesabındaki parayı repo ve hazine bonosu faizi ile değerlendirmek olduğunun davacının banka müfettişince verdiği ayrıntılı beyanından ve bilirkişi raporundaki açıklamalardan anlaşıldığı gerekçesine yer verilmiştir. Oysa bilirkişi asıl ve ek raporları alternatifli görüşler içermekte olup, kesin bir saptamaya dayanmamaktadır. Teftiş sırasında davacının alınan beyanında, davacı sadece hazine bonosu olarak parasını değerlendirme iradesinde olduğu belirtilmiştir. Dava dilekçesinde de davacının iradesinin bu yönde olduğu açıklanmıştır. Asıl ve bilirkişi raporlarında, davalı Sevda'nın imzalayıp davacıya verdiği 27.07.2005 vade tarihli hazine bonosu kesin satış belgesinde belirtilen satışın gerçekleşmediği, davacıya hesapta para bulunduğuna inandırılmak için düzenlendiği, sanal olarak açılan hesaplara dayalı bu belgenin gerçeği yansıtmayacağı asıl ve ek raporda açıklanmış olup, bu belgeye mahkemenin itibar etmek istemesi halinde bir seçenek olarak bu belgeye göre de hesaplama yapılmıştır. Böyle bir belgedeki vade tarihine kadar yapılan hesaplamanın diğer hesaplama şekillerinden üstün tutulma nedenleri ortaya konulmuş ve tartışılmış değildir. Mahkemenin tercih ettiği seçenek ile ilgili gerekçe dosya kapsamına uygun düşmemekte olup, bu seçenekteki hesaplama şekli hüküm vermeye ve hükmü izlemeye elverişli nitelikte değildir. Asıl rapora yapılan itirazlar daha önce ciddi bulunup, ek rapor alınması gerekli görülmüş ve ek rapor alınmış olup, ek rapora yapılan itirazlar üzerinde durulmadan, geriye dönülüp asıl rapordaki seçenekler değerlendirilip, birinin tercih edilmesi de ilke bakımından hatalıdır. Mahkemece, taraf vekillerinin ek rapora itirazları çerçevesinde, denetime elverişli yeni bir bilirkişi kurulu raporu alınması ve yeniden değerlendirme yapılıp, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, açıklanan yönlerden eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün taraflar yararına bozulması gerekmiştir.
2- Bozma neden ve şekline göre, taraf vekillerinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle, taraf vekillerinin bir bölüm temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün taraflar yararına BOZULMASINA, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle, diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 11.01.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy