(818 S. K. m. 146, 488)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Mersin 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 26.3.2009 tarih ve 2008/576-2009/211 Sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi tarafların vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Erol Kaplan tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı, dava dışı şirketin Şekerbank Mersin Şubesi ile düzenlediği genel kredi sözleşmesine, kendisi ile birlikte davalı A. A., diğer davalıların murisi M. H., G. K. ve Y. Ç.'in müşterek borçlu, müteselsil kefil olarak kefil olduklarını, bu krediyi teminen kendisine ait taşınmazın ipotek edildiğini, bu sözleşmeden dolayı kendisi ve diğer borçlular aleyhine icra takiplerinin başlatıldığını, ipotek edilen taşınmazın satılarak paraya çevrildiğini, B.K.nun 488. maddesi gereğince ödemeleri gereken miktarları ödemeleri konusunda davalılara yaptığı sözlü müracaatların sonuçsuz kaldığını ileri sürerek, 7.500 TL'nin davalıdan 7.500 TL'nin ise diğer davalılardan taşınmazın satış tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı A. A. vekili, müvekkilinin 7.000 TL bedelli kredi sözleşmesinin beş kefilinden birisi olduğunu, davacının bu kefaletin dışında kendisine ait taşınmazı ipotek ettirdiğini, davacının kefil sıfatından kaynaklanan bir ödeme yapmadığını, bu sebeple davacının B.K.nun 488. maddesinden yararlanmasının söz konusu olmadığını, davacının rücu hakkının bulunduğu kabul edilse dahi müvekkilinin ancak sözleşmedeki değerin 1/5'inden sorumlu olacağını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Diğer davalılar vekili, alacağın ticari bir işten kaynaklanması sebebiyle ticaret mahkemesinin görevli olduğunu, alacağın zamanaşımına uğradığını, davaya konu alacağa dayanak teşkil eden borçla ilgili olarak müvekkilleri tarafından yapılan ödemenin takas edilmesinin gerektiğini, asıl borçlu şirketin tüzel kişiliği devam ettikçe kefillere rücu edilemeyeceğini, alacaklı tarafından müvekkillerinin ibra edildiğini, ticari faiz istenemeyeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, genel kredi sözleşmesinin taraflarca ve dava dışı kişilerce müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla değil, müşterek ve müteselsil borçlu sıfatıyla imzalandığı, bu sebeple davacı ve davalıların kredi sözleşmesinin müşterek ve müteselsil borçluları oldukları, davacının taşınmazına konulan ipoteğin üst sınır ipoteği niteliğinde bulunduğundan davacının sorumluluğunun da ipotek limiti kadar olduğu, davacıya ait ipotekli taşınmazın 8.000 TL karşılığında satıldığı, borcun tamamının davacı tarafından ödendiği, B.K.nun 146. maddesi gereğince davacının rücu hakkının doğduğu, davalıların ödenen miktarın 1/5'i oranında sorumlu bulundukları, bir kısım davalılar vekili takas definde bulunmuş ise de, davacının sorumluluğunun ipotek limiti ile sınırlı olması ve taşınmazın da satılarak dava dışı alacaklı bankanın alacağını alması karşısında takas definin yerinde olmadığı, davacı tarafından ticari faiz talep edildiği, 3095 Sayılı Kanun'da ticari faiz adında bir faiz olmadığı, talep halinde reeskont faizine hükmedilebileceği, davacının da bu yönde bir talebinin olmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 1.600 TL alacağın davalı F. ve F. H.'ndan müteselsilen, 1.600 TL'nin ise davalı A. A.'dan ödeme tarihi olan 22.3.2000 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte tahsili davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
Kararı, tarafların vekilleri temyiz etmiştir.
1-) Dava, müteselsil borçlular arasındaki rücuen tazminat istemine ilişkindir.
Davacı, davalılarla birlikte dava dışı şirketin aldığı kredi borcuna müteselsil kefil olduğunu, borcun kendisi tarafından ödendiğini, diğer kefillerinde ödenen borçtan sorumlu olduklarını ileri sürmüş, mahkemece ise kredi sözleşmesine göre tarafların müteselsil kefil değil müşterek ve müteselsil borçlu oldukları, davalıların ödenen miktardan hisseleri oranında sorumluluklarının bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Ancak, bir kısım davalılar söz konusu kredi sebebiyle kendilerinin de ödeme yaptıklarını savunduklarına göre, mahkemece dava dışı bankadan söz konusu krediye ilişkin tüm belge ve kayıtların getirtilmesi, borcun toplamının ne kadar olduğunun ve kim tarafından ne kadar ödeme yapıldığının uzman bilirkişi vasıtasıyla belirlenmesi, taraflar müşterek ve müteselsil borçlu olduklarından dava dışı kredi lehtarı şirketin de borçtan sorumlu olduğunun gözetilmesi ve oluşacak sonuç çerçevesinde karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış hükmün bu sebeple taraflar yararına bozulması gerekmiştir.
2-) Bozma sebep ve şekline göre, taraf vekillerinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 numaralı bentte açıklanan sebeplerle taraf vekillerinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın taraflar yararına BOZULMASINA, 2 numaralı bentte açıklanan sebeplerle taraf vekillerinin diğer temyiz itirazlarının incelemesine gerek olmadığına, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 19.07.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy