(556 S. KHK. m. 68) (818 S. K. m. 42)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Aydın 1.Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 24.12.2008 tarih ve 2005/291-2008/625 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Berkant Şengel tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin Alper Aydın' ve Alpler Aydın' ibareli markaları ile çeşitli tipte traktör pullukları ürettiğini, Türkiye çapında bayileri vasıtasıyla faaliyet gösterdiğini, aralarında hiçbir hukuki ilişki olmadığı halde davalının ürettiği pulluklara müvekkilinin markasına tecavüz oluşturacak ve haksız rekabet teşkil edecek şekilde işaretler koymak, yazılar yazmak ve soğuk damgalar vurmak suretiyle sattığının tespit edildiğini, müvekkili markasıyla karışıklığa yol açması için unvanı olan Aydın Alper' ibaresine yer verdiğini, bunu kuvvetlendirmek için HT rumuzunu da koyduğunu ileri sürerek, müvekkili markalarına tecavüzün önlenmesine, vaki tecavüzün giderilmesine, ürünlere el konularak üzerlerindeki markanın silinmesine, 50.000 YTL maddi tazminatın, 50.000 YTL marka itibarının zedelenmesi karşılığı tazminatın, 50.000 YTL kazanç kaybının ve 150.000 YTL manevi tazminatın tahsili ile hüküm özetinin ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, iddiaların yersiz olduğunu, müvekkilinin tescili unvanı ile faaliyet gösterdiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporlarına göre, davalının, davacının markalarıyla iltibasa neden olacak şekilde ürettiği pulluk emtialarında HT+ Alper Aydın A.Ş ibaresine yer verdiği, marka hakkına tecavüz ettiği, haksız rekabette bulunduğu, davacının kazanç kaybının olduğu, manevi zararın da doğduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalının, davacının markalarına tecavüzünün önlenmesine, giderilmesine, markaya tecavüz suretiyle üretilen mallar ile bu malların üretilmesinde kullanılan alet, cihaz, eşya ve makine gibi her türlü malzemeye el konulmasına, el konulacak malzemeler üzerindeki markaların silinmesine ve imhasına, 50.000.00 YTL kazanç kaybı tazminatı ile 50.000.00 YTL manevi tazminatın tahsiline ve hüküm özetinin ilanına karar verilmesine karar verilmiştir
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, davalının unvanının, davacının tescilli markalarıyla iltibas oluşturacak şekilde tescil edildiğinden farklı olarak marka gibi kullandığının sabit olmasına, 556 sayılı KHK.nin 68 nci maddesinde marka hakkına tecavüz eden tarafından markanın kötü veya uygun olmayan bir şekilde kullanılması sonucunda, markanın itibarı helale uğrarsa, marka sahibinin, bu nedenle ayrıca bir tazminat isteyebileceğinin hükme bağlanmış bulunmasına, davacının kötü veya uygun kullanımı kanıtlayamamasına göre, taraf vekillerinin yerinde görülmeyen ve aşağıdaki bentlerin kapsamları dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Dava, markalara tecavüzün önlenmesi, giderilmesi, maddi ve manevi tazminat ile itibar tazminatının tahsili istemlerine ilişkindir. Davacı vekili, diğer istemleri yanında, müvekkilinin markalarına tecavüz nedeniyle maddi tazminat talep etmiş, bu istemini de tecavüz nedeniyle kazancında oluşan kayba dayandırmıştır. Mahkemece, taraf defter ve kayıtları üzerinde yapılan inceleme sonucu düzenlenen rapora itibar edilerek yazılı şekilde maddi tazminatın tahsiline karar verilmiştir. Ancak, davacının kazanç kaybının tespitine ilişkin olarak temel alınan bu rapor, hüküm vermeye yeterli değildir. Anılan raporda, davacının davalının markasına tecavüz ettiği dönem itibariyle zirai aletler üretimi bakımından özellikle de pulluk üretimi açısından üretilen bacak sayısı yönüyle düşmenin olduğu, ancak üçlü ve dörtlü pulluk üretiminde artışın bulunduğu gibi elde edilen gelirde de artışın olduğu açıklanmıştır. Oysa davacının pulluk bacak üretimindeki düşüşün tek nedeninin, markalarına tecavüz edilmesi olduğunun kabulü mümkün değildir. Bu duruma davacının üretim politikaları, başka ekonomik nedenler, talepçi çiftçilerin tercihleri gibi unsurların da etki etmiş olabileceği kuşkusuzdur. Nitekim üçlü ve dörtlü pulluk üretiminde tecavüz olmayan dönemden daha fazla üretim olduğu da belirlenmiştir. Davacı, ancak davalının markalarına tecavüz dolayısıyla kazancında oluşan kaybı talep edebilecektir. Bu durum karşısında, davacı tarafa salt markalarına tecavüz dolayısıyla oluşan kazanç kaybının miktarının tespiti bakımından ispat imkanı tanınmalı, tazminat miktarı ispat edilmediği takdirde tecavüzün olduğunun, bir zararın doğduğunun sabit olması karşısında BK.nun 42 nci maddesi hükmü uyarınca somut olayın özelliği, tarafların konumları gibi hususlar da dikkate alınarak uygun bir tazminata karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın davalı yararına bozulması gerekmiştir.
3- Markalara tecavüz suretiyle üretilen ve el konulan mallar ile bu malların üretilmesinde kullanılan eşya ve makineler üzerinde markaların silinmesi olanağı olduğu takdirde ayrıca imhalarına karar verilmesi doğru değildir. O halde, tecavüz teşkil eden markaların silinmesinin mümkün olup olmadığı hususu üzerinde durulmadan, gerektiğinde bu yönde bilirkişiden rapor alınmadan infazda tereddüt yaratacak şekilde hem markaların silinmesine hem de üzerinde bulunan eşyalar ile makinelerin imhasına karar verilmesi yanlış olmuş, hükmün bu yönüyle de davalı yararına bozulması gerekmiştir.
4- Kabul şekli bakımından da; Markalara tecavüz dolayısıyla açılan maddi ve manevi tazminat davasının ayrı davalar oldukları, objektif dava birleşmesi sonucu birlikte açıldıkları dikkate alınarak hüküm tarihindeki AAÜT'ne göre ayrı ayrı değerlendirilerek davacı taraf yararına vekalet ücreti tayin edilmesi gerekirken yazılı şekilde tek bir dava gibi kabul edilerek hüküm kurulması da doğru görülmemiş, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2), (3) ve (4) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz edene iadesine, 04.10.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy