(4389 S. K. m. 10) (5411 S. K. m. 61) (818 S. K. m. 306, 307, 472)
Dava ve Karar: Taraftar arasında görülen davada Kınık Sulh Hukuk Mahkemesi'nce verilen 30.07.2010 tarih ve 2009/161-2010/250 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi M. A. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü;
Davacı vekili, müvekkilinin davalı banka nezdindeki hesabından bilgisi dışında işlem yapılarak 3500 adet K.A. A.Ş. hisselerinin satıldığını ve elde edilen paranın 3.350,00 TL'lik kısmının tanımadığı şahıslara havale edildiğini, böyle bir işlemden bilgisinin olmadığını, müvekkilinin tüm yükümlülüklerini yerine getirdiğini, davalının sorumluluğunun bulunduğunu ileri sürerek 3.350,00 TL'nin olay tarihi olan 12.02.2009 tarihinden itibaren reeskont faiziyle tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin tüm güvenlik önlemlerini aldığını, şifre ve parolanın davacının egemenlik alanından ele geçirildiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre, davalının sisteminde yeterli güvenlik tedbirlerinin almış olduğu, dava konusu havale işlemlerinin gerçekleştirilmesinde kullanılan davacıya ait şifre gibi statik kişisel bilgilerin 3. kişiler tarafından, davalı banka sistemine sızılarak ele geçirilmediği, müşterinin kendi kişisel bilgilerinin üçüncü kişiler tarafından ele geçirilmesini engellemek konusunda gerekli önlemleri alması gerektiği, güvenlik seçeneklerini kısmen veya tamamen kullanmaması nedeniyle doğabilecek sorumlulukları üstlenmesi konusunda bilgilendirildiği buna göre davacıya ait davalı nezdindeki hesabından rızası dışında havale edilen paralarla ilgili olarak davalı bankanın herhangi bir kusuru olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davalı banka nezdinde açılmış olan hesapta bulunan hisselerin satılması ile paranın davacının bilgisi ve izni dışında internet yoluyla yapılan işlemler sonucu dava dışı kişiler adına havale edilmesi nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkin olup, dava konusu havale işleminin gişe işlemi olarak değil, internet ortamı üzerinden elektronik işlem olarak gerçekleştirildiği sabittir.
İnternet bankacılığı hizmeti sunan bankaların asli borcu, elektronik bankacılık işlemlerinin güvenle yapılabilmesini sağlamaktır. Bu hizmetten yararlanan müşteri ise, internet bankacılığı işlemine açık olan hesabına ait şifre ve parolanın, kötüniyetli üçüncü kişilerin eline geçmesine engel olmak için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür.
Bankalar, kendilerine yatırılan paraları mudilere istendiğinde veya belli bir vadede aynı veya misli olarak iade etmekle yükümlüdür (4491 sayılı Yasa ile değişik 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 10/4 ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 61. maddesi). Bu tanımlamaya göre mevduat, ödünç ile usulsüz tevdi sözleşmelerinin niteliklerini taşıyan kendine özgü bir sözleşmedir. Borçlar Kanununun 306 ve 307. maddeleri uyarınca ödünç alan akdin sonunda ödünç verilen parayı eğer kararlaştırılmışsa faizi ile iadeye mecburdur. Aynı Yasa'nın 472/1. maddesi uyarınca usulsüz tevdide paranın nef-i ve hasarı mutlak şekilde saklayana geçtiği için ayrıca açıklamaya gerek kalmadan saklayan bu parayı kendi yararına kullanabilir. Bu açıdan değerlendirildiğinde, usulsüz işlemle çekilen paralar aslında doğrudan doğruya bankanın zararı niteliğinde olup, mevduat sahibinin bankaya karşı alacağı aynen devam etmektedir. Usulsüz işlemlerin gerçekleşmesinde ispatlandığı takdirde mevduat sahibinin müterafik kusurundan söz edilebilir ve banka bu kusur oranı üzerinden hesap sahibinin alacağından mahsup talebinde bulunabilir.
Somut olayda, taraflar arasında sözleşme olduğu, davacının davalı bankadaki hesabında parasının bulunduğu ve internet üzerinden işlemler yaptığı sabittir. Davacı taraf şifre ve parolayı kimseye vermediğini, davalı bankanın sistemindeki aksaklıklar nedeniyle kötüniyetli üçüncü kişilerin elde ettiği şifre ve parola ile işlem yapıldığını iddia etmiş, davalı banka vekili ise banka sisteminin güvenilir olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece alınan bilirkişi raporunda, davacının şifre ve parolasını koruyamadığı, ek güvenlik önlemlerini almaması nedenleriyle kötüniyetli üçüncü kişilerin şifre ve parolayı elde ettiği, davalının tüm güvenlik önlemlerini aldığı gerekçesiyle davacının kusurlu olduğu, davalıya kusur izafe edilemeyeceği bildirilmiştir. Öte yandan, davacının ihmal ve kusuru ile şifre ve parolasını kötüniyetli üçüncü kişilere verdiği veya onların almalarına neden olduğuna dair dosyada kanıt yoktur.
Bu durumda mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar ve davalı bankanın hafif kusurlarından dahi sorumlu olduğu ilkesi nazara alınmak suretiyle, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 09.04.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy