(6762 S. K. m. 37, 511, 515)
Dava: Hasımsız olarak açılan davada İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 24.09.2009 tarih ve 2009/205-2009/433 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi E. K. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü.
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirketin ortağı olduğunu, 30.04.2007 tarihinde hissesini devrettiğini, bu durumun ticaret sicilde ilan edilmediğini ileri sürerek, hisse devrinin ticaret sicil gazetesine ilanını talep ve dava etmiştir.
Davacı vekili, birleşen dosyada aynı talebini ortağı olduğu şirkete karşı ileri sürmüştür.
Davalı davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, iddia ve dosya kapsamına göre, davacının şirket ortağı olduğu, ancak temsile yetkisinin bulunmadığı, temsilci olmayan ortakların pay devrinin ticaret sicilde ilan edileceğine dair yasal zorunluluk olmadığı, davanın açılmasında hukuki yarar bulunmadığı gerekçesiyle, asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, limited şirket pay devrinin ilanı istemine ilişkindir. Mahkemece pay devrinin ilanı konusunda açık bir yasal zorunluluk bulunmadığından bahisle davada hukuksal yarar olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Gerçekten de, limited şirkette kurucu ortakların şirketteki paylarının devri şirket anasözleşmesinin değiştirilmesi anlamına gelmez (bkz. Poroy-Tekinalp-Çamoğlu, Ortaklıklar ve Kooperatif Hukuku, 9. bası, sh. 890-891, paragraf 1665) ve bu nedenle TTK'nun 515. maddesi uyarınca sicile tescil edilmiş pay devrinin ayrıca ilanı yasal olarak zorunlu değildir. Ancak, pay devri ana sözleşme değişikliği niteliğinde değil ise de, TTK'nun 511. maddesi uyarınca limited şirketlerde kurucu ortakların her birinin adı-soyadı ve ikametgahları ile tabiiyetlerinin tescili yanında ayrıca ilanı zorunludur. Bu durumda, TTK'nun 37. maddesi uyarınca bu şekilde aleniyet kazanmış olan tescil ve ilan edilmiş olan kayıtlardaki değişikliklerin tescili ile birlikte ayrıca ilanının istenebilmesine yasal bir engel bulunmamaktadır. Nitekim vergi uyuşmazlıklarının çözümü ile görevli Danıştay 3. Dairesi'nin 20.2.2004 tarih ve Esas 2002/662, Karar 2004/411 sayılı kararına da yansıdığı üzere sicile tescil ve ilan edilmiş kayıtlardaki değişikliklerin üçüncü kişilere (somut davada vergi dairesi) ancak ilan suretiyle bildirilmiş sayılacağı vurgulanmış, şirket kurucu ortağının payını devretmesi halinde sicile tescil ile birlikte kamu borçları bakımından takibata uğramamaları için ilgililerin keyfiyeti ayrıca ilan ettirmeleri gerektiği belirtilmiş olmakla, davacının en azından şirketin kamu borçları bakımından kişisel takibata uğramamak için işbu davayı açmakta hukuki yararının bulunduğunun kabulü gerekir. Bu durumda davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, belirtilen nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz eden davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile yerel mahkeme kararının davacı yararına bozulmasına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 04.07.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy