(4389 S. K. m. 10) (5411 S. K. m. 61) (818 S. K. m. 306, 307, 472)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Tokat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 21.4.2011 tarih ve 2007/111-2011/166 Sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi tarafların vekilleri tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 25.6.2013 günü başkaca gelen olmadığı yoklamayla anlaşılıp hazır bulunan davalı vekili dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi Muktedir Lale tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, davalı Banka nezdinde bulunan müvekkiline ait hesaplardaki paranın ve menkul değerlerin internet bankacılığı yoluyla 3. şahısların hesabına havale edilmesi ve bozdurulması sonucu davacının zararının oluştuğunu ileri sürerek, 45.032,00 YTL'nin, iki adet menkul değerin satılması sebebiyle şimdilik 5.000,00 YTL.nin. yine vadeli hesabın bozulmasından dolayı ulaşılamayan faiz geliri karşılığı şimdilik 6.000,00 YTL.nin temerrüt faiziyle tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davaya konu işlemlerin davacının şifre güvenliğini sağlayamaması sebebiyle meydana geldiğini savunarak, davanın yetki ve esas yönünden reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, davacının şifresini ve parolasını başkalarına verdiği, kullandırdığı ya da talimatlara aykırı işlemler yaptığının kanıtlanamadığı, davalı bankanın davaya konu olayda asli olarak %80 oranında, davacının ise %20 oranında kusurlu olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, hisse senetleriyle ilgili istem hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Kararı, tarafların vekilleri temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Dava, davalı banka nezdindeki hesapta bulunan parayla menkul değerlerin davacının bilgisi ve izni dışında internet yoluyla yapılan işlemler sonucu çekilmesi suretiyle uğranılan zararın tazmini istemine dair olup, bankalar kendilerine yatırılan paraları mudilere istendiğinde veya belli bir vadede ayni veya misli olarak iade etmekle yükümlüdür (4491 Sayılı Yasayla değişik 4389 Sayılı Bankalar Kanunu'nun 10/4 ve 5411 Sayılı Bankacılık Kanunu'nun 61. maddesi). Bu tanımlamaya göre, mevduat ödünç ile usulsüz tevdi sözleşmelerinin niteliklerini taşıyan kendine özgü bir sözleşmedir. B.K.nun 306 ve 307. maddeleri uyarınca ödünç alan, akdin sonunda ödünç verilen parayı eğer kararlaştırılmışsa faiziyle iadeye mecburdur. Aynı Kanunun 472/1. maddesi uyarınca usulsüz tevdide paranın nefi ve hasarı mutlak şekilde saklayana geçtiği için ayrıca açıklamaya gerek kalmadan saklayan bu parayı kendi yararına kullanabilir. Bu açıdan değerlendirildiğinde, usulsüz işlemle çekilen paralar aslında doğrudan doğruya bankanın zararı niteliğinde olup, mevduat sahibinin bankaya karşı alacağı aynen devam etmektedir. Usulsüz işlemlerin gerçekleşmesinde ispatlandığı takdirde mevduat sahibinin müterafik kusurundan söz edilebilir ve banka bu kusur oranı üzerinden hesap sahibinin alacağından mahsup talebinde bulunabilir.
Somut olayda mahkeme, benimsediği bilirkişi raporuyla davalı bankayı %80 oranında kusurlu olarak kabul etmiştir. Oysa davacıya ait para, sonuçta davalı bankaya karşı gerçekleştirilen sahtecilik işlemiyle hesaptan bir başka hesaba havale edilmiş olup, bu durum davalı bankayı aldığını iade etme yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi, ispat yükü kendisinde olan davalı banka davacıya vermiş olduğu şifre ve parolanın davacının kusuru ile ele geçirildiğini kanıtlayamamıştır. Davalı bankanın internet bankacılığında kendisinin ve müşterilerinin güvenliğini sağlayacak güvenlik enstrümanlarının kullanılmasını zorunlu kılmayıp, somut olayda davacının insiyatifine bırakması zararın doğmasında başlıca etken olup, bu durumda davalı bankanın zarardan sorumlu olduğu açıktır. Bu bağlamda, davacıya güvenlik enstrümanlarını kullanmadan işlem yapma yetkisinin davalı banka tarafından verilmiş olması karşısında, bunları kullanmadan işlem yapabilen davacının meydana gelen zararda müterafik kusurlu olduğunun kabulü de esasen mümkün değildir.
Bu durumda, mahkemece, yukarda yapılan açıklamalar karşısında, davaya konu olayda tüm kusurun davalı bankada olduğu halde isabetli görülmeyen yazılı gerekçelerle davacının da %20 kusurlu olarak kabul edilmesi doğru görülmemiş, kararın bu sebeple davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan sebeplerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın davacı yararına BOZULMASINA, aşağıda yazılı bakiye 2.409,40 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalı alınmasına, ödenen temyiz peşin harcın istemi halinde temyiz eden davacıya iadesine, 25.06.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy