MAHKEMESİ:TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada ... 9. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 01.07.2010 tarih ve 2010/221-2010/348 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi hem asıl ve birleşen davalarda verilen kararı hem de tavzih isteminin reddine dair kararı davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen ....03.2013 günü hazır bulunan davacı .... A.Ş. vekili Av. ... ve davalı THK vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmış olup, Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, asıl ve birleşen davada, THK’nın maliki olduğu otelin davacı şirkete 16.05.1985 tarihli sözleşme ile kiralandığını, binanın hayati bir onarıma ihtiyaç duyması nedeniyle Loytaş Otelcilik A.Ş. ile ortak olunduğunu, otelin masraflar yapılarak 5 yıldızlı hale getirildiğini, davacı şirketin 07.06.2000 tarihli genel kurulunda davalı ...’ın şirketi münferiden temsil ile ilzama yetkili kılındığını ve 27.11.2000 tarihinde de tahliye taahhüdü imzalayıp 01...2000 tarihinde şirketteki payını devredip ayrıldığını, devir sözleşmesinde de şirket kayıtlarında hiçbir şeyi gizlemediğini ve taahhütte bulunmadığını bildirdiğini, davacı şirketin yaşamının dava konusu oteldeki haklarının devamına bağlı olduğunu, böylesine önemli bir konuda genel kurul ve yönetim kurulu kararının şart olduğunu, tahliye taahhüdü vermenin yönetim kurulu üyesinin görevleri arasında bulunmadığını, davalıya verilen yetkinin günlük olağan işlemlere ilişkin olduğunu, fiilen kiracı olan Loytaş A.Ş.’ne davalı THK tarafından gönderilen yazıda kira süresini 2020 yılına kadar uzatıldığının bildirildiğini, ancak daha sonra 27.11.2000 tarihli geçersiz tahliye
taahhüdüne dayanılarak tahliye davası açıldığını, tahliye taahhüdünden kimsenin haberi olmadığını, kira sözleşmesini şirket adına 4 kişinin imzaladığını, en azından taahhüdü de bu kişilerin vermesi gerektiğini, davalı ...’in tahliye taahhüdü verdiği tarihten 4 gün sonra şirketteki hissesini devretmiş olmasının hisse devralanların da kandırıldığını gösterdiğini ileri sürerek, 27.11.2000 tarihli tahliye taahhütnamesinin iptaline, davalı ...’den şimdilik 20.000 YTL’nın tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekilleri, (ayrı, ayrı) davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, Dairemize ait 09.07.2009 tarihli ilama dayanılarak, davalı ...'ın Göksel Denizcilik A.Ş. adına tahliye taahhütnamesini verdiği tarihte 27.11.2000 tarihli sirkülere göre her hususta en geniş anlamda şirketi temsile yetkili kılındığı, tarafları ... ve Göksel Denizcilik A.Ş. olan davada verilen tahliye kararının, tahliye taahhüdünün geçerli olduğu gerekçesiyle onandığı, bu kararın en azından o davanın tarafları açısından kesin hüküm oluşturduğu, işbu davanın davacısı ... açısından ise güçlü delil niteliği taşıdığı gerekçesiyle asıl ve birleşen davada tahliye taahhütnamesinin iptali isteminin reddine, asıl davada davalı ...'tan tazminat isteminin feragat nedeniyle reddine ilişkin 08.04.2004 tarihli önceki karar kesinleştiğinden, bu konuda yeniden bir karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Davacı vekili 20.08.2010 tarihli dilekçe ile tavzih isteminde bulunmuş, mahkemece hükmü değiştirecek nitelikte tavzih kararı verilemeyeceği gerekçesiyle bu talebinin de reddine karar verilmiştir.
Hem asıl ve birleşen davalarda verilen kararı hem de tavzih isteminin reddine dair kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve asıl davada davalının sadece ..., birleşen davada ise davalının sadece ... olmasına rağmen, mahkemece karar başlığında hem asıl hem de birleşen davada her iki davalının da davalı olarak gösterilmesinin, mahallinde her zaman düzeltilebilecek nitelikte bir maddi hata olması karşısında bozma nedeni yapılmamış olmasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
...- Ancak, yukarıdaki bentte açıklanan yanlışlığın bir diğer sonucu olarak mahkemece kurulan hüküm fıkrasında, hem asıl hem de birleşen davalarda “davalılar” yararına vekalet ücretleri takdir edilmiştir.
Bu durum karşısında mahkemece, her bir dava yönünden o davanın davalısı yararına vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru değilse de, yapılan bu yanlışlığın giderilmesi, yargılamanın yeniden icrasını gerektirmediğinden, HUMK’nın 438/7. maddesi uyarınca, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın düzeltilerek onanması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (...) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile yerel mahkeme kararının, .../b bendinin .... satırındaki ve .../c bendinin 1. satırındaki “davalılar” ibaresinin hüküm fıkrasından çıkarılarak, yerlerine “davalı ...” ibaresinin, kararın .../b bendinin 4. satırındaki ve .../c bendinin .... satırındaki “davalılara” ibaresinin hüküm fıkrasından çıkarılarak, yerlerine “davalı ...'a
ibaresinin eklenmesine, yine yerel mahkeme kararının .../c bendinin 1. satırındaki “davalılar” ibaresinin hüküm fıkrasından çıkarılarak, yerine “davalı ...” ibaresinin, kararın .../c bendinin .... satırındaki “davalılara” ibaresinin hüküm fıkrasından çıkarılarak, yerine “davalı ...'na” ibaresinin eklenmesine, kararın HUMK’nın 438/7. maddesi uyarınca düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, takdir olunan 990,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın istekleri halinde hem asıl ve birleşen davalarda verilen kararı hem de tavzih isteminin reddine dair kararı temyiz eden davacıya iadesine, 28.03.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy