(3095 S. K. m. 4) (1086 S. K. m. 284)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Büyükçekmece 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 20.9.2010 tarih ve 2004/1125-2010/977 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davalılar vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 13.9.2011 gününde davalılar vekili geldi, davetiye tebliğine rağmen davacı vekili ve ihbar olunan vekili duruşmaya gelmedi, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatı dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi D. D. B. tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkili kurumun Almanya'da mukim bir hastalık kasası olduğunu, sigortalılarından olan H. A.'ın 15.5.2002 tarihinde Büyükçekmece de yaya üst geçidi yanındaki taksi durağında maliki V. Ç., sürücüsü A. A. olan 34 ... ... plakalı ticari taksiye arkadaşlarıyla birlikte binmek üzereyken ve binişini henüz tamamlamadığı sırada, davalı sürücünün aracı hareket ettirmesi üzerine taksiye binemeden yere düşüp iki üç metre sürüklenerek ağır yaralandığını, yaralı H. A.'ın acil olarak Özel Büyükçekmece Hastanesine kaldırılarak tedavi altına alındığını, 17.5.2002 tarihine kadar tedavisinin sürdüğünü ve bilahare taburcu edildiğini, daha sonra ikamet ettiği Almanya'ya dönmek zorunda olduğundan tedavilerine orada devam ettiğini, sürücü A. A. hakkında tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu yaralamaya sebep olmaktan Büyükçekmece Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2002/ 2234 esas sayılı dosyasıyla kamu davası açıldığını, ceza dosyasında alınan 12.3.2003 tarihli bilirkişi raporuna göre sanık sürücünün 8/8 kusurlu bulunduğunu, H. A.'ın Almanya'daki hastane ve tedavi giderlerini ve aylık ödenen destek ücretlerinin müvekkili şirketin hastalık kasası tarafından karşılandığını, halen de aylık ücret destekleri devam etmekte olduğunu ileri sürerek, müvekkili kurumun Hastalık Kasasının ödemek zorunda kaldığı toplam 20.519 Euro maddi zararın aynen veya aynen tahsilin mümkün olmaması halinde fiilen ödeneceği tarihteki T.C. Merkez Bankası döviz satış kurundan hesaplanacak Türk Lirası karşılığı olarak davalılardan rücuen tazminine, alacağa kaza tarihinden itibaren 3095 Sayılı Kanun'un 4/a maddesi gereğince faiz yürütülmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, davacının dava açma ehliyeti ve taraf sıfatı açısından Türk Hukuku geçerli olduğundan öncelikle davacının tüzel kişiliğinin ispatlaması gerektiğini, müvekkilinin maliki olduğu araç sürücüsünün kusurunun bulunmadığını savunarak, davanın reddine talep etmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, kaza Türkiye'de meydana gelmişse de sigortalı H. A.'ın Almanya'da yerleşik olması sebebiyle Almanya'ya dönmek zorunda kalması ve tedavinin orada yapılmış olması karşısında zararın da Almanya'da meydana geldiğinin kabulüyle tazminatın Euro üzerinden tazminine karar vermek gerektiği gerekçesiyle davacı kurum masrafları yaparak sigortalısının haklarına halef olduğundan toplam 20.519 Euro'nun 3195 Sayılı Kanun'un 4/a maddesi uyarınca Devlet Bankalarının Euroyla açılmış bir yıl vadeli mevduat hesaplarına ödediği nisbette temerrüt faiziyle birlikte fiili ödeme günündeki TL karşılığının davalılardan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalılar vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, trafik kazası sonucu yaralanma sebebiyle sigortalısının zararını ödeyen Alman Sigorta Şirketi'nin açtığı rücuen tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece yapılan yargılama sonucu 5.2.2010 tarihli Adli Tıp raporu esas alınmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Ancak alınan rapor ve yapılan yargılama hüküm kurmaya yeterli değildir. Zira, dosyada bulunan 15.5.2002 tarihli Büyükçekmece Özel Hastanesi'nce düzenlenen 1765 protokol numaralı muayene tutanağında her iki kol başı kırığı tespit edildiği, bel ve kalça grafilerinde ileri derecede osteoporoz (kireçlenme) ile dejenerasyon bulunduğu, omuzlar için tıbbi tedavi uygulandığı ve 17.5.2002 tarihinde Türkiye'de bulunan Alman Hastanesine sevk edildiği, 4.6.2002 tarihli Alman Hastanesi'nin yazısında ise, sigortalı H. A.'ın 17.5.2002 tarihinde hastanelerine başvurduğu ve iki omuzdan ameliyat edildiği, iki hafta dolunca hastaya fizik tedavi ve egzersiz başlandığı bildirilmiştir. Daha sonra Küçükçekmece Adli Tıp Şube Müdürlüğü'nün 7.10.2003 tarihli raporun da sigortalının omuz kırığından bahsedilmiştir. Daha sonra sigortalı Almanya'ya gitmiş ve Klinikum Leverkursen GmbH Köln Üniversitesine bağlı eğitim hastanesinin 18.7.2002 tarihli taburcu belgesinde sigortalının 4.6.2002 tarihinde yatarak omuz ve kolda kırık, üst baldır dahil alt baldırda kırık sebebiyle tedavi gördüğü 17.7.2002 tarihinde taburcu edildiği, Rhein/Ruhr uzmanlık rehabilitasyon merkezinin ortopedi kliniğinin 17.7.2002 tarihli hasta kabul evrakında ise, sigortalının 17.7.2002 tarihinde sağ bacak kırığı sebebiyle yatırıldığı ve ameliyat edilip 6.8.2002 tarihinde taburcu edildiği belirtilmiştir. Yukarıda açıklanan hastane raporlarından Türkiye'de alınan tüm raporlarda sigortalının sağ bacak kırığından söz edilmemiştir. Mahkemece adli tıp uzmanı H. K.'dan alınan 13.8.2007 ve 12.12.2007 tarihli bilirkişi raporlarında açıkça sigortalıya ait olay günü çekilen bacak grafisinde sağ bacağın kırık olmadığının tesbit edildiği, bu sebeple sağ bacak kırığının 15.5.2002 tarihli kazayla illiyetinin olmadığı mütalaa edilmiştir. Buna karşın mahkemece karara esas alınan 5.2.2010 tarihli Adli Tıp Kurumu raporunda dosyaya ekli grafilerin incelenmesinde bacaktan tedavi olduğu görülmüştür. Olay tarihli sağ bacak grafisinde, tibia platosunda lineer kırık takip filminde plak vidayla tesbit materyali görülmüştür. denilerek sağ bacak kırığıyla olay arasında illiyet bağı olduğu mütalaa edilmiştir. Yine incelediği grafiler için Adli Tıp 3. İhtisas Dairesinin 14.12.2009 tarihli muayenesi olduğu da belirtilmiştir. Bu durumda dosyada bulunan bilirkişi raporları arasında çelişki meydana gelmiş bulunmaktadır. O halde mahkemece, iki bilirkişi raporu arasındaki çelişkiyi gidermek için yeni bir uzman bilirkişiden rapor alınmak ve özellikle sigortalının tedaviden sonraki değil, olay tarihindeki grafileri incelenerek sigortalının sağ bacağında meydana gelen kırıkla Türkiye'de geçirilen kaza arasında illiyet bağının bulunup bulunmadığının tereddüde mahal vermeden açıklığa kavuşturulmasıyla sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş kararın bozulması gerekmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre davalılar vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan sebeplerle davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın davalılar yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan sebeplerle bozma sebep ve şekline göre davalılar vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, takdir edilen 825,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, ödenen temyiz peşin harcın istemi halinde temyiz edene iadesine, 15.09.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy