MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada ... .... Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 24/.../2011 tarih ve 2010/652-2011/454 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, 26.04.2006 tarihinde kurulan müvekkili şirketin, 22.05.2007 tarihinde ... markasını tanınmış marka olarak tescile bağladığını, davalının dava konusu "......" ibareli markayı 06.11.2007 tarihinde 06. sınıfta tescil ettirdiğini, ancak bu sınıfta değil, müvekkili şirketin hizmet verdiği 38. sınıfta kullanarak haksız rekabet teşkil edecek ve tüketiciyi aldatacak şekilde kullandığını, anılan markanın müvekkili şirkete ait tanınmış markanın birebir aynısı olduğunu, tüketici nezdinde ciddi yanılgı yaratarak müvekkiline ait markanın ününden haksız ve kötüniyetli biçimde yararlandığını ileri sürerek, davalı adına tescilli "......" markasının hükümsüzlüğünü, sicilden terkinini, hükmün ilanını, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 500,00 TL maddi, 50.000,00 TL manevi tazminatın ve 50.000,00 TL itibar kaybı tazminatının 06.11.2007 tarihinden itibaren Merkez Bankası'nın kısa vadeli krediler için öngörülen değişen oranlarda avans faiziyle davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; iddia, savunma ve bilirkişi raporuna göre, davacı markasının aynen davalı markası içinde yeraldığı, davalı markasında bulunan ve coğrafi alan ile özel isim adı olan "..." ibaresinin markaya ayırt edicilik unsuru sağlamadığı, markalar arasında bağlantı kurulabilecek derecede benzerliğin bulunduğu, ancak hizmet grupları farklı olduğundan 556 sayılı KHK'nın 8/1-b maddesindeki şartlarının oluşmadığı, davacının "..." markası üzerindeki hak sahipliğinin davalı tarafından bilindiği buna rağmen davacı tarafa ait özgün ibarenin seçilmesi ve tercih edilmesinin hayatın olağan akışına uygun olmadığından davalının kötüniyetli olduğu ve tüm emtialar için 556 sayılı KHK 42. maddesine göre hükümsüzlük koşulunun oluştuğu, ancak davalı şirketin davacının çözüm ortağı olduğu, diğer firmaların bayisi olarak uzun süre sözleşmeler yapmak suretiyle çalıştığından bu kullanımın davacı marka hakkına tecavüz olarak değerlendirilemeyeceği, bu nedenle maddi ve manevi tazminat taleplerinin kabul edilmediği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile davalı adına tescilli 2007/58942 sayılı, “......” markasının hükümsüzlüğüne, fazlaya ilişkin istemlerin reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve hükümsüz kılınmadığı sürece davalı şirketin tescilli markasını kullanmasının haksız rekabet oluşturmayacak olmasına göre davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 03,... TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 08.03.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy