MAHKEMESİ :SULH HUKUK MAHKEMESİ
Hasımsız olarak görülen davada ... Sulh Hukuk Mahkemesi’nce verilen 06.04.2012 tarih ve 2009/199-2012/123 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin ... Sanayi Sitesi/...Şubesine ... tarafından tahsile verilen 30/12/2008 vadeli, 2,700,00 TL bedelli ve keşidecisi ... olan senedin tahsil için ... Bankası'nın ... Şubesi'ne gönderildiğini, ödenmediği için anılan şubeye iade edilmesi gerektiği halde ... Bankası tarafından 02/01/2009 tarihinde gönderilen zarfın içinde çıkmadığını ileri sürerek, anılan senedin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece, ilgili bankalara yazılan müzekkerelere verilen cevaplarda, iptali istenen senedin bono niteliğinde olduğuna dair bir bilgiye ulaşılamadığı, senet bağlama föyünün incelenmesinde; Türk Ticaret Kanunu'nun 688. maddesinde belirtilen bonoda bulunması gereken zorunlu unsurların yer almadığı, senedin niteliğinin bono olduğunun davacı tarafça ispatlanamadığı, kıymetli evrak niteliğinde olmayan senetlerin Türk Ticaret Kanunu'na göre iptalinin mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- İstem, kıymetli evrakın zayii nedeniyle iptaline ilişkindir. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren HMK’nın 383. maddesinde çekişmesiz yargı işleri ile ilgili olarak “aksine bir düzenleme bulunmadığı sürece” sulh hukuk mahkemesinin görevli olacağı öngörülmüştür. Bu bağlamda konuya yaklaşıldığında, TTK’nın 563 vd. maddelerinde düzenlenen kıymetli evrakın zayi nedeniyle iptaline ilişkin davaların gerek 1086 sayılı Kanun’un yürürlükte kaldığı süreçteki yargısal uygulama ve gerekse de 6100 sayılı HMK’nın 383/2-e/6 maddesi uyarınca ticaret hukukuna dahil çekişmesiz yargı işi niteliğinde olduğu açıktır. Bu nedenle, ilk bakışta, bu nitelikteki davaların da sulh hukuk mahkemesinde görülmesi gerektiği ileri sürülebilecektir. Ancak bu nitelikteki davalar ve/veya HMK’da tercih edilmiş tanımıyla işlerin, aynı zamanda mahkemenin karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6762 Sayılı TTK’nın 4. ve 5. maddeleri uyarınca ticari dava ve/veya iş niteliğinde bulunduğu da kuşkusuzdur. 6762 Sayılı TTK’nın 4. ve 5. maddesinin özel nitelikte birer usul hükmü niteliğinde bulundukları düşünüldüğünde, bu davalar ve esasen ticaret hukukuna dahil ve
mahkemece görülecek olan çekişmesiz yargı işlerinin tümü bakımından görevli mahkemenin tayininde, HMK’nın 383. maddesinde belirtilen hükmün aksine ve özel bir düzenlemenin var olduğunda duraksanmamalıdır. Bu durumda 6762 Sayılı TTK’nın 5. maddesi başlığı ile birlikte nazara alındığında, ticaret hukukunda yer alan çekişmesiz yargı işleri bakımından asıl görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemesi olduğu, ticaret mahkemesinin bulunmadığı yerler bakımından ise asliye hukuk mahkemesinin görevli kabul edilmesi gerektiği açıktır. Nitekim, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 757/1. maddesinde bu tür işlerde ticaret mahkemelerinin görevli olduğunun belirtilmiş olması da yasa koyucunun iradesinin de Dairemizin yorumu yönünde olduğunu göstermektedir.
Tüm bu nedenlerle, mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacının temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 03.06.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy