Taraflar arasında görülen davada verilen 29/06/2012 tarih ve 2011/78-2012/315 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 07.03.2014 günü hazır bulunan davacı vekili Av. ... ile davalı vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, asıl ve birleşen davalarda, müvekkili tarafından sigortalanan fabrikada meydana gelen yangın sonucunda ağır hasar meydana geldiğini, hasar bedelinin müvekkilince sigorta ettirene ödendiğini, hasarın davalı şirkete ait araçta çıkan yangının sigortalı depolara sirayet etmesi sonucu oluştuğunun gerek itfaiye raporundan gerekse mahkemece aracılığıyla yaptırılan tespit sonucu düzenlenen rapordan anlaşıldığını, dolayısıyla zarardan davalının sorumlu bulunduğunu ileri sürerek, müvekkilince ödenen miktarların davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacı şirketin ağır kusuru nedeniyle müvekkili şirkete ait araçta çıkan yangınla oluşan zarar arasındaki illiyet bağının kesildiğini, zira sigortalı şirketin yangın çıkan aracı depolara yakın yere park ettirdiği gibi çıkan yangını önlemek konusunda da gerekli tedbirleri almadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacı tarafından endüstriyel paket döviz sigorta poliçesi ile sigortalanan fabrika içindeki depoların, davalı şirkete ait araçta çıkan yangının sirayeti sonucunda hasara uğradığı, esasen bu konunun taraflar arasında uyuşmazlık konusu olmadığı, uyuşmazlığın yangının oluşumunda ve hasarın ortaya çıkmasında tarafların ne derecede sorumlu oldukları noktasında toplandığı, davalıya ait araçta yangın çıkması karşısında işleten sıfatıyla davalının sorumluluğunun kaçınılmaz olduğu, ancak söz konusu yangının sigortalı depolara sirayet etmesinde, aracın fabrika araç park alanı yerine depoların hemen önüne park ettirilmiş olması ve fabrikada yangına müdahale için gerekli ve yeterli düzeyde önlem alınmaması nedeniyle sigorta ettirenin de kusurlu bulunduğu, zira basit bir yangın söndürme organizasyonu ile depolara sirayet etmeden söndürülebilecek nitelikte olan araçtaki yangının, müdahele
.../...
-2-
yetersizliği sonucunda büyüyerek fahiş orandaki zararın meydana gelmesine sebebiyet verdiği, davalı şirketin kusurunun %40 olarak takdir edildiği, maeydana gelen zarardan da bu oranda sorumlu olduğu gerekçesiyle asıl ve birleşen davaların davalının kusuru oranında kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Asıl ve birleşen davalar, endüstriyel paket sigorta poliçesine dayalı rucuen tazminat istemlerine ilişkin olup, yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere mahkemece, davalıya ait araçta çıkan yangının sigortalı depoya sirayet etmesi sonucu hasar meydana geldiği, davalı şirketin işleten sıfatıyla %40 oranında kusurlu bulunduğu, dava dışı sigorta ettirenin ise yangın çıkan aracı depoların hemen yanına park ettirmesi ve yangına müdahale için yeterli düzeyde önlem almaması nedeniyle %60 oranında kusurlu olduğu kabul edilerek yazılı şekilde hüküm kurulmuştur. Ancak, araç işletilmesi konumunda uzman durumunda bulunan ve basiretli bir tacir gibi hareket etmek zorunda olan davalı şirketin, aracın üçüncü kişilere zarar vermemesi için öncelikle önlem alması gerektiği, fabrika güvenlik görevlisinin talimatına rağmen aracı daha güvenli bir alana park etmek durumunda olduğu gözetildiğinde davalı şirkete izafe edilen kusur oranı düşük kaldığı gibi bu hususta davacının bilirkişi raporuna yaptığı ciddi itirazların da değerlendirilmemiş olması doğru olmamıştır. O halde, mahkemece yukarıda açıklanan hususlar da gözetilerek davalı şirketin kusur durumuna ilişkin davacının ciddi itirazlarını karşılayacak biçimde ek rapor ya da yeni bir bilirkişi raporu aldırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı olarak hüküm tesisi doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
3-Her ne kadar hüküm davalı vekili tarafından katılma yoluyla temyiz edilmiş ise de; temyiz dilekçesinin temyiz defterine kaydedildiği belirlenemediği gibi, temyiz harcının yatırıldığına dair makbuza da dosya içinde rastlanmamıştır. Temyiz dilekçesinin verilme usulü HUMK'nın 434. maddesinde açıklanmış olup buna göre temyiz dilekçesinin temyiz defterine kayıt ettirilip temyiz harcının yatırılmış olması gerekmektedir. Davalı vekili tarafından bu işlemler yapılmaksızın verilmiş temyiz dilekçesinin incelenme kabiliyeti bulunmaması nedeniyle temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, (3) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz isteminin reddine, takdir olunan 1.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, alınmadığı anlaşılan 103,00 TL temyiz başvuru harcı ile 100,80 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 07.03.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.