(6100 S. K. m. 382, 383) (6762 S. K. m. 4, 5, 563) (6102 S. K. m. 757)
Dava: Hasımsız olarak görülen davada Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 05.03.2012 tarih ve 2012/110-2012/82 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşüldü düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin kira borcuna karşılık olarak Boludağı İnş. Turz. San. ve Tic. A.Ş emrine, Garanti Bankası Kızılay şubesindeki 6295203-1 numaralı hesaptan keşide ettiği 20.03.2012 keşide tarihli, 60.000,00 TL tutarındaki bir adet çekin kargoda kaybolduğunu belirterek, anılan çekle ilgili olarak ödeme yasağı kararı verilmesini ve çekin iptalini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece, 01/10/2011 tarihinden itibaren yürürlüğe giren Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 382/2 nci maddesinin (e-6) bendinde zayi nedeniyle çek iptali davasının çekişmesiz yargı işi olarak belirtildiği ve bu işe bakmakla görevli mahkemenin HMK'nun 383 üncü maddesi uyarınca Sulh Hukuk Mahkemesi olduğu gerekçesiyle, görevsizlik nedeniyle dava dilekçesinin reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
İstem, kıymetli evrakın zayii nedeniyle iptaline ilişkindir.
01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren HMK'nun 383 üncü maddesinde çekişmesiz yargı işleriyle ilgili olarak aksine bir düzenleme bulunmadığı sürece sulh hukuk mahkemesinin görevli olacağı öngörülmüştür. Bu bağlamda konuya yaklaşıldığında, TTK'nun 563 vd. maddelerinde düzenlenen kıymetli evrakın zayi nedeniyle iptaline ilişkin davaların gerek 1086 sayılı Kanun'un yürürlükte kaldığı süreçteki yargısal uygulama ve gerekse de 6100 sayılı HMK'nun 383/2-e/6 maddesi uyarınca ticaret hukukuna dahil çekişmesiz yargı işi niteliğinde olduğu açıktır. Bu nedenle, ilk bakışta, bu nitelikteki davaların da sulh hukuk mahkemesinde görülmesi gerektiği ileri sürülebilecektir. Ancak bu nitelikteki davalar ve/veya HMK'da tercih edilmiş tanımıyla işlerin, aynı zamanda TTK'nun 4. ve 5 inci maddeleri uyarınca ticari dava ve/veya iş niteliğinde bulunduğu da kuşkusuzdur. TTK'nun 4 ve 5 inci maddesinin özel nitelikte birer usul hükmü niteliğinde bulundukları düşünüldüğünde, bu davalar ve esasen ticaret hukukuna dahil ve mahkemece görülecek olan çekişmesiz yargı işlerinin tümü bakımından görevli mahkemenin tayininde, HMK'nun 383 üncü maddesinde belirtilen hükmün aksine ve özel bir düzenlemenin var olduğunda duraksanmamalıdır. Bu durumda TTK'nun 5 inci maddesi başlığıyla birlikte nazara alındığında, ticaret hukukunda yer alan çekişmesiz yargı işleri bakımından asıl görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemesi olduğu, ticaret mahkemesinin bulunmadığı yerler bakımından ise asliye hukuk mahkemesinin görevli kabul edilmesi gerektiği açıktır. Nitekim 6100 sayılı HMK ile aynı tarihte kabul edilen 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 757/1 inci maddesinde bu tür işlerde ticaret mahkemelerinin görevli olduğunun belirtilmiş olması da yasakoyucunun iradesinin de Dairemizin yorumu yönünde olduğunu göstermektedir.
Tüm bu nedenlerle, mahkemece yazılı gerekçeyle görevsizlik kararı verilmiş olması doğru olmamış, davacı vekilinin temyiz itirazının kabulüyle kararın bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz isteminin kabulüyle yerel mahkeme kararının BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 18.04.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy