MAHKEMESİ:TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada ... . Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 06.12.2011 tarih ve 2011/426-2011/132 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin ...nin %12 oranında, 42.000 TL sermayeye karşılık, 42.000 adet payın sahibi bulunduğunu, davalı şirketin 22 Nisan 1993 tarihinde ... Asliye Ticaret Mahkemesinin izni ve kararı ile kurulmuş olduğunu, müvekkili ... dışında diğer ortaklar ... , ... , ... ve ... şirkette hisedar olarak bulunduklarını, şirketi bugüne kadar tek başına ... yönettiğini, şirket olağan genel kurullarının hiç bir zaman süresinde yapılmadığını, şirkete ait bilançoların ortaklara gösterilmediğini, şirkette nakit para olmasına rağmen SGK ve vergi borçlarının yönetim kurulu tarafından ödenmediğini, leasing ödemelerinin de gereksiz yere yapılarak şirketin zarara uğratıldığını, süresinde yapılmayan 27 Nisan 2010 tarihinde yapılan genel kurulda şirketin bankada nakit parası olması gerekirken bu paranın hesaplarda görünmediğini, şirketin alım, satımlarının, leasing sözleşmelerinin usulüne uygun olarak yenilenmemesinin muhasebe düzeninin bozuk tutulduğunu gösterdiğini, bu hususta müvekkili tarafından ... . Noterliğince ihtarname çekildiğini ancak ihtara karşılık herhangibir cevap verilmediğini, davalı şirketin denetçisi ... aynı zamanda şirketin mali müşaviri olduğunu, şirketin denetçisinin aynı zamanda çalışanı olmasının usul ve kanuna aykırı olduğunu ayrıca şirketin muhasebe kayıtlarında nakit para gözükmesine rağmen şirket hesaplarının boş olduğunu, bu sebeplerin ödeme güçlüğüne düştüğünün göstergesi olduğunu, ödenmesi gereken vergi, sigorta pirimlerinin ödenmediğini, şirket hakkında vergi mahkemesinde davalar açıldığını, tüm bu olaylara sebebiyet veren yönetimin, azınlık hisselerinin haklarını korumak bir tarafa gerekli kâr paylarını dağıtmayarak ve kendi çıkarları için kullanarak kendisine menfaat sağladığını ve şirketi işlemez hale getirdiğini ileri sürerek, davalı şirkete kayyım tayin edilmesini ve ...'nun 549 ve 551 maddeleri gereğince şirketin feshini,ayrıca bu talepleri nazara alınarak yönetim kurulunun şirket üzerindeki tasarruflarının tedbiren durdurulmasını talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, dava dilekçesinde belirtilen şirket işlemlerinin bir kısmının 2005-2006 yıllarına ait olduğunu, 17.09.2007 tarihinde yapılan genel kurulda yönetim kurulunun oybirliği ile ibra edildiğini, davacı tarafın genel kurulların süresinde yapılmadığı iddiasının doğru olmadığını, şirketin yapılandırdığı bir leasing sözleşmesinin bulunmadığını, vergi ve sigorta primlerinin ödenmemesi ile ilgili vergi dairesi ile aralarında herhangi bir ihtilaf bulunmadığını savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, davanın anonim şirkete kayyım tayini ve feshi talebine ilişkin olduğu, davalı şirkete kayyım atanması talebi açısından, dava açılmadan önce 27.04.2010 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında davalı şirketin yönetim kurulu ve denetçisinin 3 yıllık süre için seçildiği, dava tarihi itibariyle şirket organlarının görev sürelerinin dolmadığı ve görev başında oldukları, dolayısıyla ticari şirketlere kayyım tayinini düzenleyen TMK'nın 427/4. maddesinde belirtilen şartların somut olay bakımından oluşmadığı, şirketin ...'nın 549 ve 551. maddeleri uyarınca feshi talep edilmişse de, anılan maddelerin limited şirketler için getirilmiş düzenlemeler olduğu, davalı şirketin anonim şirket olması sebebiyle bu maddelerin uygulama alanının bulunmadığı, anonim şirketlerin infisahı ve tasfiyesinin ...'nın 434 ve devamı maddelerinde düzenlendiği, ...'nın 434. maddesinde genel olarak infisah sebeplerinin 9 fıkra olarak sayıldığı, 435. maddede pay sahiplerinin sayısının düşmesi veya organ eksikliği, 436. maddede esas sermayesinin 2/3 oranında kaybı, 437. maddesinde iflasın hususi infisah sebebi olarak gösterildiği, davacının ise anonim şirketler için gösterilen infisah sebeplerinden hiçbirine dayanmadığı ve bunu iddia ve ispat etmediği, davacı şirketin kötü yönetildiğinden bahisle haklı nedenle fesih sebebine dayanılarak bu davanın açıldığı ancak anonim şirketlerde haklı nedenin fesih sebebi olarak düzenlenmediği, ayrıca 06.12.2011 tarihli celsede davacı vekilinin, davalı şirketin 28.10.2011 tarihli 2010 yılı genel kurulunda şirketin feshine karar verildiğini ve tasfiye memuru atandığını belirttiği ve bu toplantıya ilişkin tutanağı ibraz ettiği, tutanak üzerinde yapılan incelemede, 8. maddede şirketin tasfiyesine karar verildiği ve ... tasfiye memuru seçildiği, buna göre davacının tasfiye talebinin gerçekleştiği görülmüş ise de, davacı vekilinin bu genel kurul ile ilgili iptal davası açacaklarından bahisle ve tasfiye kararı gözönüne alınmadan karar verilmesini istediği, ihtilafın halen devam ettiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 03,15 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 01.04.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.