(818 S. K. m. 62) (2004 S. K. m. 72)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İstanbul 47. (Beyoğlu 2) Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 14.12.2009 tarih ve 2009/114-2009/486 Sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi M. A. B. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, davalı şirket tarafından müvekkili hakkında icra takibi başlatıldığını, ödeme emrinin dayanağı olarak da taraflar arasındaki sözleşme kapsamında 7011 kod numaralı hizmet bedelinin gösterildiğini, müvekkili şirketin genel müdürlük onayıyla toplam 14.516,98 TL'yi menfi tespit ve istirdat davası açılması şartıyla davalıya ödediğini ancak taraflar arasındaki sözleşmenin eki durumunda olan şartname hükümleri gereğince müvekkili tarafından davalı tarafa ödeme yapılmasını gerektirir bir durum olmadığını ileri sürerek, şimdilik 7.500 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davanın İcra İflas Kanununun 72/7. maddesinde belirtilen istirdat davası mahiyetinde olmadığı, davanın dayanağının B.K. 61 ve devamı maddelerinde düzenlenen sebepsiz zenginleşme hükümleri olduğu, davacının icra takibine süresi içerisine itiraz ederek hakkındaki takibi durdurduğu ancak sonradan 14.516,98 TL ödemesi gerektiğini düşünüp bu konuda kurum yetkililerinden olur da alınarak belirtilen bedelin icra veznesine yatırıldığı ve takip alacaklısına ödenmesine muvafakat edildiği, borcun hiç meydana gelmediği ya da meydana gelen borcun sonradan ortadan kalktığı şeklinde bir durumun söz konusu olmadığı, icra takibi yapılan alacaklının kimliğinde yanılma ya da hataen bir ödemenin de mümkün olmadığı, davacının serbest iradesiyle yapmış olduğu ödemeyi geri isteyemeyeceği, zira B.K. 62. maddesinin buna engel olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, istirdat istemine ilişkindir.
İstirdat davası, icra hukukunun bir kavramı olmasına rağmen, uyuşmazlığı maddi hukuk yönünden çözümleyen bir yoldur. Ne var ki, burada borçlu, B.K. 62. maddesinde öngörülen ilke hilafına, kendini borçlu sanarak hataen ödeme yaptığını ispatla yükümlü değildir. Bunun nedeni, ödemenin icra zoruyla yapılmış olmasıdır. İstirdat davasının amacı, davacının ödeme emrine itiraz etmemesi ya da edip de itirazın kaldırılmış olması sebebiyle cebri icra tehdidi altında ödemek zorunda kaldığı ve fakat gerçekte borçlu olmadığı bir paranın geri alınmasını sağlamaktır. Çünkü ödeme emrine zamanında itiraz edilmemesi ya da edilip de itirazın kaldırılması üzerine ödeme emrinde yazılı miktarın ödenmesiyle taraflar arasındaki uyuşmazlık, sadece icra hukuku yönünden sonuçlanır. Maddi hukuk yönünden ise uyuşmazlık kesin olarak sona ermiş olmaz. Maddi hukuk yönünden bir eda davası niteliğindeki bu davanın konusu, öncelikle ödeme emrindeki alacağın, aslında var olmadığı ya da hukuken borçluyu ilzam eder nitelikte bulunmadığı yönlerinin ispatıyla ilgilidir. İ.İ.K. 72. maddesinin son fıkrasındaki davacı yalnız, paranın verilmesi lazım gelmediğini ispata mecburdur hükmü, B.K. 62. maddesiyle münasebeti olmadığını, yani verilen şeyin geri alınabilmesi için hataen verildiğini ispat zarureti bulunmadığını belirtmek maksadına matuftur.
Somut olayda davacı taraf, aleyhine girişilen icra takibi üzerine ihtirazi kayıtla ödediği tutarın istirdadı için işbu davayı açmıştır. Her ne kadar ödeme takibe yapılan itirazdan ve takibin durmasından sonra yapılmışsa da, dosya evrakı içeriğindeki ifadelerden de anlaşılacağı üzere bu ödeme alacaklı davalının davacı hakkında açacağı itirazın iptali davasında icra inkar tazminatı ödemek durumunda kalmamak amacıyla yapılmış olup, B.K. 62. maddesi uyarınca yapılan bir ödeme olarak kabul edilemez. Bu itibarla mahkemece, uyuşmazlığın esası incelenip ödemenin karşılıksız ödeme olup olmadığı üzerinde durularak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davanın reddine hükmedilmesi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın davacı yararına bozulmasına, ödenen temyiz peşin harcın istemi halinde temyiz edene iadesine, 14.05.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy