MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 28. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 13.03.2012 tarih ve 2011/272-2012/46 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 10.12.2013 günü hazır bulunan davacı vekili Av. ... ile davalı vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili ile davacı arasında imzalanan 28.12.2007 tarihli protokol uyarınca davalı tarafından ödenmiş tahsil, ceza evi ve tapu alım-satım harçlarının geri alınması halinde, geri alınan tutarın bankanın döviz satış kurundan USD'ye çevrilerek borçluların bankaya karşı tüm edimlerini yerine getirmiş olmaları koşuluyla müvekkilinin hesaplarına alacak kaydedileceğinin hüküm altına alındığını, icra takiplerinde ödenen harçların 29.02.2008 tarihinde iade alındığının müvekkiline bildirildiğini, bu durumun icra dosyalarından da sabit olduğunu, ihtara rağmen ödeme yapılmadığını ileri sürerek, 331.280 TL'nin tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının tüm edimlerini yerine getirmesi koşuluyla harçların iadesinin kararlaştırıldığını, protokole dayalı edimlerini zamanında ve gereği gibi ifa etmediğini, 28.12.2007 tarihli protokolün hükümlerinin yerine getirilmemesi nedeniyle ek protokoller yapıldığını, dayanak protokolün hükmünün kalmadığını, 22.10.2009 tarihli üçüncü şahsın verdiği teklif ile borcun tamamen tasfiye edildiğini, sonrasında harç tahsil edilmediğini, alınan harçların da kredi borcundan mahsup edildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacı alacağının 242.619.40 TL olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 48.219.40 TL'nin 20.09.2007, 165.690.00 TL'nin 03.03.2008 ve 28.710 TL'nin 30.01.2009 tarihinden itibaren avans faiziyle tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava, taraflar arasında düzenlenen protokole dayalı alacak istemine ilişkindir.
Davanın açıldığı tarihteki yürürlükte bulunan 1086 sayılı HUMK'nın 388 ile yürürlükteki 6100 sayılı HMK'nın 297 ve 298. maddeleri uyarınca mahkeme kararları, asgari olarak iki tarafın iddia ve savunmalarının özetlerini, incelenen maddi ve hukuki olayın özünü, mahkemeyi sonuca götüren gerekçelerin neler olduğu hususlarını ihtiva etmelidir. x
Anayasanın 141. maddesinin 3. fıkrası hükmü de mahkeme kararlarının gerekçeli olması gerektiğini düzenlemektedir. Dolayısıyla gerekçe, bir hükmün olmazsa olmaz unsurudur. Taraflar, ancak kararlara konulması gereken gerekçeler sayesinde hükmün hangi maddi ve hukuki nedene dayandırıldığını anlayabilirler. Ayrıca, karar aleyhine yasa yollarına başvurulduğunda da Yargıtay incelemesi sırasında gerekçe sayesinde kararın usul ve yasaya uygun olup olmadığı denetlenebilir. Diğer bir anlatımla, Yargıtay incelemesi ancak bir kararın gerekçe taşıması halinde mümkün olabilir.
Somut olayda davacı davasını taraflar arasında imzalandığı ileri sürülen 28.12.2007 tarihli protokole dayandırmıştır. Davalı, anılan protokole davacı tarafın uymadığını, yeni protokol yapıldığını, davacının buna da uymadığını, sonraki yapılan protokolleri de ihlal ettiğini, edimlerini yerine getirmediğinden protokol hükmünün geçerliliğinin kalmadığını savunmuştur. Hükme esas alınan ve mali alanda uzmanlığı bulunan bilirkişi de protokol hükmünün yürürlüğünü koruyup korumadığının değerlendirilmesinin hukuki bir konu olduğunu, bir takım harçların protokol kapsamında olup olmadığı hususunun araştırılması sonrasında tahsilinin gerekip gerekmediğinin değerlendirilmesinin mahkemeye ait bulunduğu görüşüne yer vermiştir. Ancak, mahkemece, iddia ve savunmalar değerlendirilmeden, salt bilirkişi raporunda ihtimale dayalı açıklanan tutarın tahsiline karar verilmiştir.
Bu durum karşısında, temyiz konusu yapılan mahkeme kararı, mülga HUMK’nın 388 ile 6100 sayılı HMK'nın 297 ve 298. maddelerinde belirtilen unsurlardan ve özellikle de gerekçeden yoksun olduğundan, denetime elverişli bulunmamaktadır. O halde, gerekçesiz şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
2-Bozma sebep ve şekline göre, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ:Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek olmadığına, takdir olunan 990,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 10.12.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy