MAHKEMESİ:ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada ... 5. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 21.12.2011 tarih ve 2009/350-2011/608 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:Davacı vekili, müvekkili ile davalının, dava dışı ... Tarım Ürünleri Tic. Ltd. Şti.'nin ortakları olduklarını, taraflar arasında düzenlenen protokol gereğince, şirket tarafından yapılması gereken ödemelerin yapılmaması nedeniyle müvekkili hakkında idari veya adli makamlar tarafından herhangi bir cezai müeyyide uygulanmasına karar verildiği takdirde söz konusu müeyyidelerin kaldırılması için gerekli tüm ödemeleri davalının yapacağı, yine protokol tarihine kadar doğmuş ve sonradan doğacak şirket özel ve kamu borçlarından müvekkilinin şahsi sorumluluğunu doğuracak olanları da davalının ödeyeceği hususunun kararlaştırıldığını, bahsi geçen ödemeler için davalının müvekkiline 80.000,00 TL meblağlı teminat senedi tanzim ederek verdiğini, ancak davalının bu protokole uymayarak, müvekkiline ödemede bulunmadığını, müvekkilinin teminat olarak verilen senedin tahsili için davalı hakkında icra takibi başlattığını, davalının itirazı üzerine takibin durduğunu ileri sürerek, itirazın iptaline, takibin devamına ve icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı, davacının sadece 2.053,61 TL ödediğini, protokol gereğince ödeme yapmadığı kısım için bir talepte bulunamayacağını savunrak, davanın reddini istemiştir.Mahkemece, iddia, benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, bilirkişi kurulu alacak miktarını toplam 58.186,70 TL olarak belirlemiş olup, belirlenen bedel protokol gereği davalı tarafından üstlenen borç nedeniyle verilen taahhüt ve ödeme garantisi ile bunu teminen verilen teminat kapsamında bulunduğundan davacının davalıdan talep edebileceği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile toplam 58.186,70 TL alacağa yönelik olarak icra takibinin sınırlı olarak iptaline, fazlaya ilişkin talebin reddine, takibin bu miktar üzerinden devamına karar verilmiştir.Kararı, davalı temyiz etmiştir.Dava, limited şirket ortakları arasında düzenlenen protokole dayalı alacağın tahsiline yönelik icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir. Davacı vekili, taraflar arasında düzenlenen 14.02.2007 tarihli protokolün 2. maddesine münhasır teminat olarak davalı tarafca verilen 80.000,00 TL'nin tahsilini istemektedir. Mahkemece, kurulan hüküm itibariyle, taraflar arasındaki protokol uyarınca davalının, ortağı olduğu şirket hesabından keşide ettiği karşılıksız çekler nedeniyle ceza mahkelerinden aldığı kesinleşmiş adli para
cezalarından ödeme belgesi bulunmayan toplam 58.186,70 TL'lik kısım yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Oysa ki, taraflar arasındaki protokolün 2. maddesi "... hakkında idari veya adli makamlar tarafından herhangi bir cezai müeyyide uygulanmasına karar verilmesi durumunda söz konusu müeyyidelerin kaldırılması için gerekli tüm ödemeler ... tarafından yapılacaktır. Bahsi geçen ödemelerin ... tarafından yapılmaması ve ... tarafından yapılmak zorunda kalınması halinde, ödenen tüm meblağ, herhangi bir ihtar ve ihbara gerek olmaksızın, ödeme tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faiziyle birlikte ... tarafından ...'a derhal ödenecektir" şeklinde olmasına göre, davacının karşılıksız çek cezaları nedeniyle ödemelerin davalı tarafından yapılmaması ve bu nedenle zorunlu olarak davacının ödeme yapması halinde davacı alacağının muaccel olacağı, nitekim aynı maddedenin son cümlesindeki "... bu hususta ...'a garanti vermektedir" ibaresiyle de bu hususun pekiştirildiği açıktır. Bu durumda, takip tarihi itibariyle toplam 58.186,70 TL'lik karşılıksız çek cezası yönünden davacının herhangi bir ödemede bulunmadığı anlaşıldığından, davacı tarafca ödenmeyen bu miktar yönünden, takip tarihi itibariyle davalının borcu henüz muaccel olmadığından davanın reddi gerekirken, davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, davalı vekilinin temyiz itirazları kabul edilerek hükmün davalı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 07.05.2013 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Taraflar arasında düzenlenen protokolun 2. maddesi ile davalının, davacının keşide ettiği çeklerin karşılıksız çıkması ve bu yüzden davacı hakkında verilebilecek cezai müeyyidelerin kaldırılması için gereken ödemeleri yapma taahhüdünde bulunduğu ortadadır. Bu durumda, davalının davacıya karşı olan borcunun vadesinin gelip gelmediği, söz konusu müeyyidelerin kaldırılması, bir başka deyimle davacı hakkında açılan ceza davalarının bütün sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırılması için 4814 sayılı Yasa’nın 16 b ve 17. maddelerinde öngörülen sürelere bakılarak değerlendirilmelidir. Bu çerçevede somut olaya yaklaşıldığında, davalının, BK’nın 74. maddesi de gözetildiğinde, vadesi gelen, bir başka deyimle takip tarihi itibariyle muaccel olan işbu borcunu yerine getirmediği anlaşılmaktadır. Yukarıda değinilen protokolun, bozma kararında sözü edilen hükmü ise davalının temerrüde düşmesi ile ilgilidir. Bu nedenle, davalının söz konusu borcunun ancak davacının ödeme yapması halinde muaccel olacağı yolundaki savunması yerinde olmadığı gibi MK’nın 2. maddesine de açıkça aykırı olmakla iyiniyetli değildir. Şu halde, temyiz edenin sıfatı da gözetildiğinde, yerel mahkemece verilen karar sonuç itibariyle yerinde olup onanmalıdır. Tüm bu nedenlerle, Dairemiz çoğunluğunun bozma kararına katılamıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy