Taraflar arasında görülen davada verilen 04/04/2013 tarih ve 2012/58-2013/51 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dava, 6100 sayılı Kanun'un geçici 3/2. maddesi delaletiyle uygulanması gereken HUMK'nın 3156 sayılı Kanun ile değişik 438/1 maddesi hükmü gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan ve temyiz dilekçesinde duruşma talep edilmeyip ek dilekçe ile talep edildiğinden duruşma isteğinin reddiyle incelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin eğitim sektöründe faaliyet gösteren köklü bir kurum olduğunu, “” markasını 2004/43608 no ile ve “” markasını ise no ile tescil ettirdiğini, markaların 41. sınıfta kayıtlı olduğunu, davalının ise, “” marka ile iltibas olasılığı taşıyan “” ibareli markayı tescil yada başvurusu olmaksızın aynı sektörde faaliyet gösterirken kullandığını, müvekkilinin markadan doğan haklarına tecavüzde bulunduğunu belirterek, marka hakkına tecavüzün durdurulmasına ve kararın ilan edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin sosyal amaçlı eğitim faaliyetleri sürdürdüğünü, haksız ve kötü niyetli bir işlemi ve eylemi olamayacağını, “ ” unvanı ile faaliyet göstermek üzere izin istendiğini, olumlu yanıt alınarak okulun açıldığını, müvekkili derneğin faaliyetlerinde “... ”, “ şekil” markalarının tescilli biçimde kullanıldığını, davacının ise kendi sitesinde sadece “” ifade ve logosunu kullanmakta olduğunu ve iltibas olduğu ileri sürülen “” ifadesini kullanmadığını, kullanılan logoların birbirinden çok farklı olduğunu, iltibas bulunmadığını, müvekkilin kayıtlı bir işletme adı kullandığını, müvekkilinin dernek olduğunu, okulun faaliyet göstermekte olduğunu savunmuş ve davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ,bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacı markalarında yer alan “”, "" sözcükleri ile "" sözcüğünün tamamen herkesçe kullanılabilecek ifadelerden olduğu, bu sözcükler bakımından davacının tekelci hak ve yetkiler ileri sürmesinin mümkün olmadığı, davacının markasındaki kök unsurun tescillerde yer alan logodaki “” sözcüğü olduğu, “” sözcüklerinin üzerinde kırmızı renkli üç parçadan oluşan meşale grafiği yer aldığı, öte yandan, bu logoda yer alan meşale grafiğinin yine eğitim sektöründe yaygın bir sembol olduğu, davalının fiili kullanımında ise, logoda ilk bakışta öne çıkan unsurun, davacınınkinden tamamen farklı sarı renkli ucu yukarı bakan “” şekli olduğu, iki marka karşılaştırıldığında tamamen farklı bir genel izlenim arz ettiği, öte yandan, davalının esas sözcük unsurunun da “” olduğu, her ne kadar,
.../...
-2-
davalı kullanımında davacının markasının merkez unsuru olan “” sözcüğü yer alsa da, davalının kompoze ettiği logo ve sözcüklerin yeterince ayırt edicilik sağladığı, nitekim, bir coğrafi bölgemizin ve batıda yer alan denizin ismi olan “” sözcüğünün çeşitli mal ve hizmet alanlarında pek çok kişi tarafından marka adı veya ticaret unvanlarında yan unsur olarak kullanıldığı, davacının bu sözcüğe atfettiği önem, kendi bakış açısı ile haklı olsa da, “” sözcüğü dendiğinde doğrudan doğruya davacının sunduğu hizmetin akla gelmediği,bununla beraber taraflar ayrı illerde faaliyet göstermekte olup, hitap ettikleri tüketici kesiminin de belirli bir olgunluğu olan, dikkat düzeyi yüksek olabilecek, hali vakti yerinde insanlardan oluştuğu, dolayısıyla, “” veya “” ile “”ni karıştırmayacakları ,davalının kullanım tarzının davacının markalarına tecavüz oluşturan bir yönü bulunmadığı ,karıştırma olasılığının söz konusu olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile yerel mahkeme kararının onanması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile yerel mahkeme hükmünün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 0,90 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 26/03/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy