MAHKEMESİ:TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada ... 16. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 05/11/2012 tarih ve 2011/102-2012/220 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 13.05.2014 günü hazır bulunan davacı vekili Av. ... ile davalı vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi Berkan Şengel tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin dava dışı anonim şirkette davalıyla yarı oranda hissedar olduklarını, şirketin kuruluşundan, organsız kaldığı 2008 yılı Mayıs ayına kadar davalının yönetim kurulu başkanı, müvekkilinin başkan yardımcısı olarak görev yaptığını, şirketin yıllardır ... dışındaki en büyük ve tanınmış parfüm markalarının Türkiye'deki tek yetkili satıcısı ve dağıtıcısı olduğunu, cirosunun her yıl yaklaşık 30.000.000 Euro’yu bulduğunu, davalının, iyi çalışan ve çok karlı bir durumdaki şirketteki davacıya ait hisseleri ucuza kapatıp davacıyı saf dışı bırakmak ve parfüm piyasasına tek başına, davalının %100 kontrolündeki bir şirket ile egemen olmak için planlar yaptığını, önce yönetimde ihtilaf çıkardığını, müvekkilinin hisselerini satmaya zorladığını, değerinin çok altında, 18.02.2008 tarihinde 2.000.000 Euro’ya satın alacağını belirten e-maili gönderdiğini, teklifin kabul edilmemesi üzerine, 17.03.2008 tarihinde aynı konuda faaliyet göstermek üzere, pay sahibi olduğu başka şirkette çalışanları adına ... A.Ş şirketini kurdurduğunu, tarafların ortağı bulunduğu şirketin distribütörlüğünü yaptığı yurtdışı marka sahibi firmalara giderek markalara ait anlaşmaların yeni kurdukları... A.Ş.'ye devredilmesini, böylece davalının anılan markaların Türkiye tek yetkili satıcılığını yeni kurduğu şirkete almak istediğini, yenileme taleplerine cevap vermediği gibi toplantılara katılmadığını, tam tersine şirketin zor durumda bulunduğunu, iflasını isteyeceğini söylediğini ve bu yönde hazırladığı dava dilekçesinin tercüme edilmiş birer örneğini ... dışındaki marka sahibi şirketlere gönderdiğini, firmaların Türkiye tek yetkili satıcı anlaşmalarını yenilemeyeceklerini bildirmeye başladıklarını ve sözleşmelerin bitim tarihinden itibaren yeni sözleşme yapmadıklarını, davalının bu planlarından haberdar olmayan müvekkilinin birlikte hareket etmeye davet ederek ve cebinden fiilen şirkete daha önce verdiği 1 Milyon Euro’nun dışında 300.000.00 Euro ilave borç verip şirket borçlarını ödemeye çalışarak şirketi kurtarmanın çarelerini aradığını, davalının daha sonra şirketin iflasına karar verilmesini istediğini, davanın kabul edilerek kesinleştiğini, davalının haksız fiil teşkil eden eylemleri nedeni ile ortak şirketin tüm ticari faaliyet olanaklarını kaybettiğini, müvekkili hisselerinin değerinin kalmadığını ve verdiği borcu tahsil etme imkanının bulunmadığını ileri sürerek, şimdilik 2.000.000.00 Euro'nun tahsiline karar verilmesi istenmiştir.
Davalı vekili, iddiaların yerinde olmadığını, 2008 yılına kadar kar elde eden şirketin davacının politikaları yüzünden zarar ettiğini, hisselerini satmayı kendisinin teklif ettiğini, aynı alanda başka şirketi kurarak tarafların ortağı bulunduğu şirketin distiribütörlüğü bir çok markayı transfer ettiğini,... ... Paz. A.Ş.'de müvekkilinin kendisi olmadığı gibi tarafların şirketinin çalışanları ya da ortaklarının da bulunmadığını, şirketin sermayesinin de yitirilmesi tehlikesi karşısında istemin yerinde olmadığını savunmuş, ıslah dilekçesiyle zamanaşımı definde bulunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve tüm dosya kapsamına göre, tarafların dava dışı anonim şirkette birinci derecede yönetim ve temsile yetkili oldukları, davalının doğrudan pay sahibi olmadığı dava dışı... AŞ'nin, pay sahibi olunan şirketin distribütörlüğünü yaptığı ... dışı marka firmalarla anlaşmaların bu şirkete devredilmesi çabasına ilişkin olarak iddia ve sunulan e-mailler dışında somut belge sunulmadığı, aksine aynı dönemde davacının kurucu ortak olduğu ve aynı alanda faaliyet gösteren ... AŞ'nin tarafların hissedar oldukları şirketin distribütörlüğünü yaptığı markalara ilişkin yaptığı anlaşmaların davalı yanca sunulduğu, bu kapsamda zararın oluşumunda davalının kusurundan söz edilemeyeceği kanaatine varıldığı, şirketin iflasına sebebiyet verdiği iddiasında zarar ile hukuka aykırı davranış arasında uygun illiyet bağının dosya kapsamı değerlendirildiğinde mevcut olmadığı, davalının şirketin faaliyetlerini sona erdirmeye yönelik davranışlarının ve bu faaliyetler neticesi iflas ettiği ve davacı zararının oluştuğu hususlarında illiyet bağının bulunmadığı, aksine tarafların her ikisinin yönetim kurulu başkan ve yardımcısı olup, şirketin iflasından ve zarardan birlikte sorumlu olabilecekleri, bu kapsamda açılan davanın MK'nın 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralına uygun düşmeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, dava dışı anonim şirketin yönetim kurulu başkanı olan davalının, şirketin ortağı bulunan davacıyı zarara uğrattığı iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Tarafların, dava dışı anonim şirketin hakim ortakları bulunduğu, davalının yönetim kurulu başkanı, davacının ise yönetim kurulu başkan yardımcısı olarak görev yaptıkları, davacının, davalı yönetim kurulu başkanının eylem ve işlemleri sonucu dava dışı anonim şirketin faaliyetinin sona erdiğini, iflasına karar verildiğini, bu nedenle şirketteki hisselerinin değerinin düştüğünü ve tüzel kişiliğe vermiş olduğu borcun tahsil edilme imkanının da kalmadığını, zararın doğduğunu ileri sürerek, tazminat isteminde bulunduğu hususları uyuşmazlık konusu değildir.
Somut olaya uygulanması gereken mülga 6762 sayılı ... hükümleri uyarınca anonim şirketlerde yasa ve ana sözleşmenin kendilerine yüklediği görevleri gereği gibi yerine getirmeyen yönetim ve denetim kurulu üyeleri, bu yüzden oluşan zararlar nedeniyle ortaklığa, ortaklara ve ortaklık alacaklılarına karşı sorumludur. Bu sorumluluk, kusur ilkesine dayanmaktadır. Başka bir anlatımla, kusur yoksa yönetim ve denetim kurulunun da bir sorumluluğu söz konusu değildir. Sorumluluğun söz konusu olabilmesi için de öncelikle bir zararın doğması şarttır. Zarar meydana gelmiş ise, yöneticiler veya denetçiler kusursuzluğunu ispat etmesi gerekir. Kusursuzluğun ispatı da genel hükümlere tabidir.
Yöneticiler ve denetçiler aleyhine açılacak sorumluluk davasında asıl dava hakkı, ortaklığa aittir. Ancak, böyle bir davanın açılabilmesi, genel kurulun bu yönde bir karar alması koşuluna bağlıdır.
Yukarıda açıklandığı üzere, zarar gören ortakların da yöneticiler ve denetçiler aleyhine dava açma hakkı bulunmaktadır. Dava hakkının kullanılması, ortaklığın dava açma hakkında olduğu gibi, genel kurul kararına bağlı değildir. Ortakların dava açma hakkı da doğrudan doğruya zarar ve dolaylı zarar durumuna göre değişiklik içerir. Yönetim ve denetim kurulu üyelerinin ortaklığın mal varlığının azaltan veya kötüleştiren yasa ve ana sözleşme hükümlerine aykırı davranışları, ortaklar ve alacaklıların dolaylı zarar görmesine yol açar. Zira, bu tür tasarruflar payları oranında ortakları etkiler. Başka bir anlatımla, ortaklığın doğrudan doğruya zarar görmesi, ortakların dolaylı zararı olarak sonuç doğurur. Ancak, ortak ...'nın 309 ve 340 ncı maddeleri uyarınca dolaylı zarar nedeniyle açtığı davada hükmedilecek tazminatı kendisi adına değil, ortaklığa verilmesi yönünde talepte bulunabilir. İkinci durum ise, doğrudan zarar halidir. Bu ihtimalde yöneticilerin veya denetçilerin eylemleri sonucunda ortakların ortaklığın zararından müstakil olarak gördükleri zararlar söz konusudur. Anılan zarar türünde ortaklığın zarar görüp görmemesinin bir önemi bulunmamaktadır. Esasen, bu zararın üçüncü kişinin gördüğü zarardan tek farkı, ortak olmanın sonucu olmasıdır. Örneğin, bir kişinin bilançoya dayalı olarak pay sahibi olması, sermaye artırımında yeni pay alınmasının önlenmesi, yanıltıcı bilgi verilerek ortağın veya üçüncü kişinin ortaklığa borç vermesi gibi hallerdir. ...'nın 336/5 nci maddesinde anlamını bulan bu dava türünde ise ortaklar, talep ettiği tazminatın kendisi adına hükmedilmesini isterler.
Uyuşmazlık konusu olayda aynı zamanda yönetici olan davacının dava dilekçesinde yaptığı açıklamalar değerlendirildiğinde, ileri sürülen maddi olgular tamamen yönetim kurulu başkanı olan davalı yöneticinin, dava dışı anonim şirketin zararına neden olan eylemlerdir. Başka bir anlatımla, açıklanan zararlar, dava dışı anonim şirketin doğrudan, davacı ortakların ise, dolaylı zararı kapsamındadır.
Bu durum karşısında, davacı ortağın açtığı davanın mülga 6762 sayılı ...'nın 309 ve 340. maddeleri kapsamında açılan bir dava olduğu, böyle bir davanın, hükmedilecek tazminatın ancak dava dışı ortak olunan şirket lehine hüküm altına alınması istemli olarak açılabileceği, davacının kendi adına tazminatın hüküm altına alınmasını istediği, bu şekilde dava açılamayacağı dikkate alınıp, bu gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle reddi yanlış olmuş ise de sonucu itibariyle doğru olan kararın, açıklanan gerekçeyle onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ;Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, takdir olunan 1.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 4,05 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 13.05.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy