(6762 S. K. m. 20) (818 S. K. m. 44, 96, 98, 325)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Antalya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 1.6.2012 tarih ve 2009/66-2012/310 Sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşüldü düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkiliyle davalı arasında 15.4.2008 ila 15.4.2009 tarihleri için "Özel Güvenlik Hizmeti Satın Alma Sözleşmesi" imzalandığını, 2. maddede sözleşmenin bitim tarihinden bir ay önce tarafların sözleşmeyi feshettiklerini noterden yazılı olarak bildirmedikleri takdirde sözleşmenin aynı süre kadar uzayacağının kararlaştırıldığını, sözleşmede belirtildiği tarihte ve şekilde yapılmış bir bildirim olmadığından sözleşmenin 15.4.2010 tarihine kadar uzadığını, ancak davalının anılan hükmü hiçe sayarak güvenlik hizmetini başka bir firmaya verdiğini, ayrıca sözleşmenin 15.4.2009 tarihinde sona ermesine rağmen müvekkilinin 28.4.2009 tarihine kadar davalıya güvenlik hizmet verdiğini, bu döneme dair hizmet bedelinin de davacı tarafından ödendiğini, sözleşmeye aykırı davranılmasa idi müvekkilinin bir güvenlik müdürü, iki güvenlik amiri, 16 güvenlik görevlisini çalıştırmak suretiyle toplam 266.157,28 TL üzerinden kendi yaptığı giderleri düşmek suretiyle kazanç elde edeceğini ileri sürerek yoksun kalınan kazancın tespitiyle şimdilik 20.000,00 TL'nin davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, bizzat davacının kendileriyle çalışmak istemediğini bildirdiğini, çalışanlarının tamamının halen davacı nezdinde çalışmaya devam ettiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, dinlenen tanık beyanlarından, sözleşme süresinin sonunda, davalı tarafından verilen teklifin davacı tarafından kabul edilmemesi sebebiyle anlaşma sağlanamadığından sözleşmenin uzatılmadığı ve davalının fesih iradesinin davacıya ulaştığı, sözleşmenin uzatılmadığının her iki tarafında bilgisi dahilinde olduğu, bu durumda artık noterden yazılı olarak sözleşmenin feshedildiğinin bildirilmesinin bir anlam taşımayacağı, sözleşmenin 2. maddesine dayanarak tazminat talep edilmesinin hakkaniyete uygun olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili, temyiz etmiştir.
Dava, taraflar arasında imzalanan hizmet sözleşmesinin usulsüz feshi sebebiyle uğranıldığı iddia olunan zararın tazmini istemine ilişkindir. Sözleşme tarihinde yürürlükte bulunan 6762 Sayılı T.T.K.nın 20. maddesine göre, "Tacirler arasında, diğer tarafı temerrüde düşürmek veya mukaveleyi fesih yahut ondan rücu maksadiyle yapılacak ihbar veya ihtarların muteber olması için noter marifetiyle veya iadeli taahhütlü bir mektupla yahut telgrafla yapılması şarttır." Yine taraflarca imzalanan sözleşmenin delil sözleşmesi niteliğinde olan 2. maddesi "Sözleşmenin bitim tarihinden bir ay önce tarafların sözleşmeyi feshettiklerini noterden yazılı olarak bildirmedikleri takdirde sözleşmenin kendiliğinden aynı süre uzayacağını" düzenlemiştir. Buna rağmen mahkemece tanık beyanına dayanılarak davalı tarafça sözleşmenin feshedildiğinin kabulü doğru değildir. Sözleşmede belirtilen süre ve şekilde fesih ihbarı yapılmadığına göre feshin haksız olduğunun kabulü gerekir.
Sözleşme tarihi itibariyle yürürlükte bulunun 818 Sayılı Borçlar Kanunu'nun 96. maddesi uyarınca, alacaklı hakkını kısmen veya tamamen istifa edemediği takdirde borçlu kendisine hiçbir kusurun isnat edilemeyeceğini ispat etmedikçe bundan doğan zararı tazmine mecburdur. Anılan yasa maddesi gereğince, güvenlik hizmeti sözleşmesini usulüne uygun feshetmeyen davalı, davacının zararını tazminle mükelleftir. Bununla birlikte 818 Sayılı Borçlar Kanunu'nun 325. maddesi "İş sahibi işi kabulde temerrüt ederse, işçi taahhüt ettiği işi yapmağa mecbur olmaksızın mukaveledeki ücreti isteyebilir. Şu kadar ki, işi yapmadığından dolayı tasarruf ettiği yahut diğer bir iş ile kazandığı ve kazanmaktan kasten feragat eylediği şeyi mahsup ettirmeğe mecburdur." hükmünü haiz olup, 818 Sayılı B.K.nın 98. maddesi delaletiyle B.K.nın 44. maddesi gereğince de davacı taraf zararının artmasını önlemek için gerekli tüm önlemleri almalıdır. Adı geçen yasa maddeleri uyarınca, tazminat talep etme hakkı bulunan davacının aynı şartlardaki güvenlik hizmetleri işini ne kadar sürede bulabileceği belirlenerek, bu süre içinde mahrum kaldığı ücrete hak kazandığının kabulü gerekir. Ancak bu husus hakimin özel bilgisiyle halledebileceği bir durum olmadığından mahkemece bu konuda bilirkişiler aracılığıyla inceleme yapılarak, bilirkişilerden rapor alınıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan sebeplerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödenen temyiz peşin harcın istemi halinde temyiz edene iadesine, 09.09.2013 tarihinde oybirliği ile, karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy